BÜYÜK romancılar nasıl klasik oluyor?
Kitapları, nasıl yüzlerce yıl sonra gündemde kalmaya devam ediyor?
Nasıl oluyor da belli koşulları, belirli bir ortamı anlatan roman ve hikayeler uzak iklim ve kültürlerde yankı buluyor?
Bunun sırrı, insan davranışlarının kökenine inebilmelerinde.
Cilayı, pırıltıyı, gelenek görenekleri sıyırıp da altındaki insan yüreğine bakmayı bilen her sanatçı, hem yaygınlık kazanıyor, hem de yüzyıllarca okunuyor.
***
NİCOLAİ Gogol'ün de sırrı bu.
Büyük yazar, Rusya'da tanıdığı insanları öyle derinden gözlemlemiş ki, Rus olma ayrımının ötesinde, insanoğlunun ortak özelliklerini yakalama başarısını göstermiş.
Bu yüzden her zaman ve her kültürde okunuyor.
***
GOGOL, kendisinden sonraki birçok yazara ilham verecek olan bir küçük memur tipi yaratmıştır.
Palto hikayesinde doruğa çıkan bu tipleme, "küçük adam"ı anlatır.
Küçük adam, başını kuma gömmüş bir devekuşu gibi en yakın çevresiyle ilgilidir hep.
Ufuk çizgisi yoktur.
Kendisini, en yakın çevresiyle rekabet içinde hisseder.
Amirinin önünde, kişiliğini silmek istercesine küçülür.
Amirinin odasına girişi bile, neredeyse bu dünyada bir hacim işgal ettiğinden utandığını ele verir: Kıvrılıp bükülmekte, adeta bedenini yok etmek istemektedir.
Ama oradan ayrıldıktan sonra, en büyük küfürleri yağdırır o amire.
"Kim oluyordur da onu aşağılama hakkını buluyordur kendisinde?"
***
PALTO hikayesinde, işyerindeki rekabetten hastalanan ve sürekli negatif enerji üreten birisi, arkadaşlarının ve amirinin paltosundan daha lüks bir palto edinmek ister.
O kürklü paltoyu giyip gidecek ve gösterecektir onlara dünyanın kaç bucak olduğunu.
Hayatının amacı haline gelir bu palto.
Satar savar, bulur buluşturur ve paltonun bir an önce bitmesi için çırpınır.
Palto, onun statüsünü belirleyecektir.
***
Dostoyevski "Biz hepimiz paltodan çıktık!" demişti.
Düşünüyorum da galiba "palto" günümüz Türkiyesinde de çok önemli.
İşyerindeki rekabet duygusu ve küçük kıskançlıklar, bazı insanları Gogol'ün roman kahramanlarına dönüştürüyor.
Mesela odasının elinden alınıp başkasına verildiğini düşünen bir memur, bitmek tükenmek bilmez bir nefret duygusuyla intikam almaya çalışıyor.
Bir köşesi varsa, yazılarında sürekli olarak bu nefreti yansıtıyor.
Eğer gerek olursa yakında, bu eğlenceli oda hikayesini de anlatırız.
***
GOGOL büyük adam.
Yoksa, 1998 yılının İstanbul'unu nasıl bu kadar iyi anlatabilirdi!
