Geçen haftanın gündeminde birinci sıraya yerleşen konu Demirel'in Amerika gezisiydi. Bu gezinin en çok önemsenen noktası ise Bush'un Özal ve Demirel'e olan tutumuydu.
Basınımızı en çok uğraştıran konu Bush'un "ruh gibi ahbabı" Turgut Özal'ı gözden çıkardığı ve onun yerine Süleyman Demirel'i oturttuğu varsayımıydı.
Hani olayın iki devlet başkanı ve bir başbakanı ilgilendirdiğini bilmeseniz, bir Ortaçağ hikayesi izlediğinizi sanırsınız: Sanki kralın, iki oğlundan hangisine yakınlık gösterdiğini araştırıyoruz. Gerçek veliaht kim?
Kral Bush, kimi daha çok seviyor? "Dear Turgut" demiyor mu artık? Turgut Reis'in yerini Muhteşem Süleyman mı aldı?
Bunlar ıcığına cıcığına kadar araştırılır ve her sözden bir anlam çıkarmaya çalışılırken, kimsenin aklına bağımsız bir devletin tepesindeki iki kişiden söz edildiği gelmiyor.
Hem de koskoca bir imparatorluk mirasçısı ve 70 yıl önce kurtuluş savaşı vermiş olan bir devletin liderleri sözkonusu.
Diyelim ki, George Bush, Demirel'e daha çok yakınlık gösterdi. Sevinecek miyiz?
Turgut Özal'a dönüp "Bak! Abim beni daha çok seviyor" diye nanik mi yapacağız?
Fransa'yı düşünün: Bush, Mitterand'ı mı fazla seviyor, Chirac'ı mı diye tartışma açılır mı?
Almanya'da Helmut Kohl'le Weiszecker Amerikan Başkanı'na hoş görünme yarışına girişirler mi? Türkiye'nin Amerika'dan beklentileri varsa, Amerika'nın da Türkiye'den beklentileri ve çıkarları vardır.
Demirel ve Özal Bush'a ne kadar muhtaçlarsa, Bush da Ortadoğu'da ve Asya'da kilit ülke konumuna gelen Türkiye'ye o kadar muhtaçtır.
"İngiltere Kralı acaba kime daha çok yüz veriyor? Mustafa Kemal'e mi İsmet Paşa'ya mı?" diye tartışılabilir miydi hiç?
Demek ki aradan geçen süre bizdeki bağımsızlık bilincini ve kendimize duyduğumuz güveni sıfıra indirmiş. Demirel'in mi, Özal'ın mı gözde olduğu sorusunu kızarıp bozarmadan, hatta hiçbir rahatsızlık duymadan tartışabiliyoruz.
George Bush bir imparator, Türkiye de ona bağlı bir eyalet valiliği değil ki!
Bush zaten, hiç şanslı olmadığı bir seçim öncesi kapanına kısılmış durumda. Ortadoğu ve Asya politikasında yapacağı birtakım atılımlarla dikkat çekmek ve Amerikan seçmeninin gözündeki kredisini artırmak istiyor.
Bu bakımdan Saddam'lar, Kaddafi'ler, Hafız Esad'lar yaratan bir bölgeden Amerika'ya bağlılık bildiren Türk liderleri işine geliyor.
Soru, Bush'un Özal'ı mı Demirel'i mi daha fazla sevdiği değil mi? Ben size cevabını vereyim: İkisini de sevmiyor.
Bu ayrı dinden, ayrı kültürden gelen, ne vücut şekilleri, ne sevdikleri yemekler, ne de boş zamanlarında oynadıkları oyunlar birbirine benzeyen insanların hangi ortak noktası var ki? Birisi golf sever, öteki tavla. Biri pancake yer, öteki bazlama.
