Okurlarım benim değişmez yazı konularımdan birinin Türkiye’deki kutuplaşma tehlikesi olduğunu bilir. Kısaca; Siyasal İslam, Kürt ve Türk milliyetçiliği kutupları olarak adlandırdığım bu bölünme tehlikesine karşı on yıldır büyük bir mücadele vermeye çalıştığımın tanığıdırlar. Şöyle diyorduk: “Devleti yönetenler Türkiye’deki en büyük tehlikenin sağ ve sol kamplaşma olduğunu sanıyorlar ve solu çökertmek için ellerinden geleni yapıyorlar. Oysa Batı demokrasilerinin yöntemi bütün etnik ve dini grupları sağ ve sol ana nehirler içinde toplamaktır. Bizimkiler bunu kavramadıkları için ne yazık ki toplum en azından duygusal olarak üçe bölünüyor.” Sonra da şunu ekliyorduk: “Bugün sağda ve solda birbirine düşman olan kimseler, kutuplaşma sonucunda aynı kamplarda buluşacak. Mesela eski bir sağcıyla eski bir solcu milliyetçilikte ya da dinde birleşecek.” Bunları söyleye söyleye dilimizde tüy bitti ama kimseye dinletemedik. Bugün “Aaa solcular sağ partide, sağcılar sol partide” diyerek şaşıranlara bakıp, ben de onlara şaşırıyorum. Daha geçen yıl Ankara’daki bir akşam yemeğinde Türkiye konuşuluyordu. Başkentin bazı namlı gazetecileri de vardı yemekte. Sohbet sırasında Türkiye’deki kutuplaşma tehlikesinden söz ettiğimde ünlü bir gazeteci “Hayır” demişti “Ben öyle düşünmüyorum. Türkiye’de hiç böyle bir tehlike yok!” Aradan bir yıl geçmedi. Hale bakın.
Bu arada, giyim mağazaları gibi partiler için de vitrin dönemi geldi. Çünkü sezona giriliyor. Olabildiğince şık vitrin yapıp, müşteri çekmek istiyorlar. Birleşmeler birbirini kovalıyor. Ama bakıyorsunuz, halkta birleşme yok. Tam tersine cepheleşme var. Bizim yetkililere bakınca aklıma “Cehenneme giden yol iyi niyet taşlarıyla döşelidir” sözü geliyor hep. Türkiye’yi tehlikelerden koruma adına aldıkları her tedbir, bu ülkede daha çok yara açmaktan başka bir işe yaramadı. Özellikle 1980. Türkiye’yi bugünlere sürükleyen her olumsuzluğun altından 12 Eylül 1980 darbesi çıkıyor. Çünkü hastalık mikrobu o dönemde gövdeye girdi.
Hani kendi bindiği dalı kesen adamı Nasrettin Hoca uyarmış ve düşen adam da hocaya “Madem düşeceğimi bildin, ne zaman öleceğimi de söyle!” demiş ya; eğer bana da buna benzer bir soru soran okurum olursa, yine eski yazdıklarımdan alıntı yaparak diyebilirim ki: “Bu mücadeleyi en sonunda devletle birleşen Türk milliyetçiliği kazanır.” Ama “Ne pahasına?” diye sorarsanız işte onu bilemem. Zaten ben artık bu konularda yazmak istemiyorum. Çünkü Türkiye’de fikrin, öngörünün, uyarının bir önemi yok. Tehlikeyi görseniz bile koskoca, güzelim bir ülkenin tuzaklara sürüklenmesine engel olamıyorsunuz. Ama “Sağcılarla solcular niye birbirine karıştı?” diyenleri görünce dayanamadım.
