Bazı kelimelerimiz, okyanusta kaybolan ve bir daha kimsenin hatırlamadığı gemiler gibi belleğimizde yitip gidiyor. Yoklukları dahi hissedilmiyor. Çünkü bu kelimelerin karşıladığı kavramlar da kayboluyor. Gerek olmadığından mı? Hayır, hayatımız değiştiğinden. Bir dil değişimi değil bu; kültür değişimi. Yeni hayatımızda artık bazı kavramlara ihtiyaç duymuyoruz. Hatta böyle bir şeyin varlığını bile bilmiyoruz ki, eski kelime yerine yenisini kolayım. Üç yüz yıl önce insanlara otomobil kelimesini söyleseydiniz yüzünüze boş boş bakarlardı. Çünkü varlığı olmadığı için böyle bir kelimeye de gereksinimleri yoktu. Deniz görmemiş bir insana, ne kadar anlatırsanız anlatın okyanus, koy, bük, dalga kelimelerini anlamayacak ve hepsine “su” deyip geçecektir. Biz de aynen böyle yapıyoruz. Kaybolan kelimelerimizden birisi “basiret!” Şimdi genç kuşak soracak: Nedir basiret? Hadi anlatın bakalım. Bırakın tek kelimeyle karşılığını vermeyi, tarif etmeyi deneyin; eminim ki ne kadar uğraşırsanız uğraşın tam olarak anlatamayacaksınız. Çünkü bu kelimenin anlattığı kavram yok olmuş durumda. Basiret de yok, basiretli olma gereğini duyan insanlar da, böyle bir değer ölçüsü de! Aynı durum “dirayet” kelimesi için de geçerli, “temkinli davranmak”, “itidal”, “edep” vs için de… Dediğim gibi bunları bir dil değişimi sanma yanlışına düşmeyelim: Kültür değişiyor. Bu soyut kavramların anlattığı şeye ihtiyaç kalmadığı için kelimeleri de okyanuslar diplerinde unutulmaya terk ediyoruz. Yunus’un, Fuzuli’nin, Nefi’nin, Şeyh Galib’in, Nazım’ın dili bugün acınacak halde. Kuş dili gibi kısır; herkes aynı kayıplarla, aynı klişelerle konuşuyor. Televizyona çıkan bazı üniversite hocalarına bakıyorum: Bir örnek verecekleri zaman “mesela” demiyorlar; ne diyorlar biliyor musunuz: “Atıyorum!” Böylece “Atıyorum”lu, “Var mı abi böyle bir şey yaa!”lı, kısır bir dile mahkum oluyoruz. Kelime aralarındaki uzun uzun “ıııııııı” sesleri de cabası. Bu insanları dinleyen bir yabancının “ııııııııııııı” sesini Türkçe’nin en önemli kelimelerinden birisi sanması işten değil. Ama bu tek başına bir dil sorunu değil, bundan çok daha derin. Yalnız bir dil değil, bir kültür kaybediyoruz. Yazık!