New York New York'ta Türkiye'nin kültür elçileri olarak konumlanmış ve bizimle ilgili bir konu geçtiğinde herkesin aklına ilk gelen isim olan bir aile var: Halman ailesi. On yıllardır Türk kültürünü Amerika'da tanıtmak için ne büyük güçlükleri göğüslemişler, nasıl zorluklardan geçmişler, anlatmakla bitmez. Geçenlerde Manhattan'daki evlerinde, nazik bir davetlerine katıldığımız Halman ailesinden Talat Sait Halman, Bilkent Üniversitesi'nde ders verdiği için şu sıralarda Ankara'da. Eşi Seniha Hanım ve kızı Defne Halman ile sohbet koyulturken ilginç bir anı ortaya çıktı. Yaz aylarını Türkiye'de geçiren Seniha Hanım, televizyonlardaki açık oturum programlarında Atatürk aleyhinde söylenenlere öylesine üzülmüş ki, ertesi sabah kalkıp Anıtkabir'e gitmiş ve ağlayarak saatlerce Ata'nın kabrini ve müzesini ziyaret etmiş. Bu yılki 10 Kasım, birçok kişi için aynı duygularda anıldı sanıyorum.

SEVGİNİN TEMELİ

İşe bir de tersinden bakalım. Mustafa Kemal Paşa, bir ordu mensubu ve bir imparatorluk subayı. Acaba neden bütün bir halk, bir Osmanlı subayını bu derece gönülden ve derinden seviyor? Neden ölümünün üzerinden bunca yıl geçmesine rağmen onun adı geçince gözyaşı döküyor? Neden bu ülkenin çocukları onun adıyla yürüyor? Neden kendi döneminin diğer paşaları, böyle sevgiyle anılmıyorlar?

***

Bu sevginin sırrı, Mustafa Kemal Paşa'nın, tarihin gelişmesine ve insanlığın ilerlemesine karşı çıkmayan, tam tersine ona yardım eden bir subay oluşundadır. Atatürk'ün dostları kadar düşmanları da vardı. Onu kıskanan ve ondan nefret eden çevreler mevcuttu. Ne var ki bunca yıl içinde onunla ilgili olarak söyledikleri, hiç kimseyi ilgilendirmeyecek olan bazı kişisel zaaflardan ve daha çok da iftiralardan öteye geçemedi. Bazı çevreler, bir ara umutlarını Dr. Rıza Nur'un kitaplarına bağladılar ama onların da birer hezeyan olduğu kısa sürede ortaya çıktı. Genel çizgileriyle bakıldığında Atatürk kadın haklarını savunuyordu. Kadınların da erkeklerle eşit haklara sahip olması için mücadele ediyordu. Bu amaç hala geçerliğini korumakta ve yalnız Türkiye'nin değil, dünyanın gelişmiş ülkelerinin acendasını oluşturmaktadır. Atatürk, tam bağımsızlığı korurken, komşu ülkeler ve diğerleriyle akılcı iş birlikleri kurulmasından yanaydı. İlke bugün de aynen geçerlidir. Atatürk, toplumun bilim ve akıl ışığında örgütlenmesini ve hurafelerden kurtulmasını öngörüyordu. Ne kadar haklı olduğu her geçen gün ortaya çıkmıyor mu?

***

Bu 10 Kasım'ı daha hüzünlü andıysak, bu Mustafa Kemal Paşa'nın değil, bizim beceriksizliğimizden kaynaklanan zavallı durumumuzdandır.