New York Amerika'daki 78 kanal arasında dolaşıp, bir sürü reklam, film, haber programına göz gezdirirken, birden Gelibolu'yla ilgili görüntüler çıktı karşıma. Çanakkale Savaşı'nı anlatan program, İngilizlerin nasıl başarısız ve beceriksiz bir girişimde bulunduğunu ve 250 bin kişinin yaşamına mal olan bu savaştaki hataları anlatıyordu. Öylesine büyük bir batağa saplanmışlardı ki, o dönemdeki İngiliz Savunma Bakanı cepheyi ziyaret ettikten sonra, bu savaşı sürdürmenin boşu boşuna insan kıyımından başka bir anlam taşımayacağını söylemişti. Bunun üzerine cephe boşaltılmış ve İngilizler sessiz sedasız geri çekilmişti. Televizyon programı bunları anlattıktan sonra, harekatın İngiliz komutanını gösteriyor ve onun askeri kariyerinin sona erdiğini vurguluyordu. Bu savaşta Türk tarafı da 250 bin kişi yitirmişti ama bir "kahraman" ortaya çıkmıştı: Mustafa Kemal! Programın bu noktasında ekranı çok yakışıklı bir Atatürk portresi doldurdu ve anlatıcı "Bu kahraman (hero deyimini kullanıyordu) sonradan Atatürk adını alarak modern Türkiye'yi kuracak olan Mustafa Kemal'di" diyordu. Amerika gibi, Türkiye'ye ilgi duymayan bir uzak diyarda, Atatürk'ün böyle anıldığını görmek yüreğimi kabarttı, heyecanlandım, gururlandım! Çünkü bu, içerde birbirini dolduruşa getiren Türklerin ucuz böbürlenmelerine benzemiyordu. Yüzyılın başındaki büyük savaşın tek kahramanı olarak övülmek, kolay bir iş değildi!

***

Derken aklıma Kayseri Belediye Başkanı ve benzerlerinin sözleri geldi: Anıtkabir'e gitmekten utanç duyuyorlarmış. Hangi ülkede, hangi yurt sever, hangi dindar, o ülkeyi düşman çizmesinden kurtaran bir kahraman için böyle konuşabilir? İnanılacak şey değil doğrusu!

***

Bu programı izlemeden önce de gün boyu düşünmüştüm: Bizim değerlerimiz, Amerika gibi bir vitrine sahip olsalardı kim bilir nasıl anılacaklardı? Mesela, New York'un ünlü Village semtinde yaşamış bir Orhan Veli düşünün! Bugün bütün dünya gençliğinin evi Orhan Veli posterlerinden, kitaplıkları onun şiirlerinden geçilmezdi. Yaşamı üstüne onlarca film çevrilmiş olurdu. Ya Sait Faik, Nazım Hikmet? Türkan Şoray bir Amerikan aktrisi olsaydı, dünya onu nerelere koyardı dersiniz!

***

Türkiye'de ortaya çıkan değerler, sapa bir dükkânın deposundaki çekmecelerden birine kilitlenmiş gibi koruma altında. Kimsenin görmesi, rastlaması ihtimali yok! Oysa Amerika gibi ülkelerde ortaya çıkanlar, vitrinin en ışıltılı yerinde sunuluyor.

***

Buna rağmen Mustafa Kemal Atatürk gibi bir dahi, zaman ve mekân çemberlerini parçalayarak Amerikan televizyonlarında "kahraman" olarak selamlanıyorsa, bu bir mucize değil de nedir? Ne yazık ki, bu büyük mucizenin ve Türkiye'nin bu inanılmaz şansının farkında olmayarak, ona düşmanlıktan yarar umanlar var. Hiçbir şey beceremeyecekler ama yine de insanın yüreği, kadir bilmezliğin bu derecesine isyan ediyor!