Sahnedeki iri yarı fraklı adamın, kristal berraklığındaki sesi Abdi İpekçi spor salonunda yankılanıyor.

O güzel sesten yayılan Latin sıcaklığı dinleyici yüreklerinde yakıcı duygular yaratmakta.

Ama sadece Latin sıcaklığı değil, salondaki boğucu sıcaklık da etkiliyor insanları. Böylece herkes hem içerden hem dışardan yanıyor.

Hiç kuşku yok ki Luciano Pavarotti büyük bir sanatçı ve dünyanın en önemli tenorlarından biri. Onu dinlerken, dünya çapındaki bu ünün bir temeli olduğunu anlıyorsunuz. Dünyada nasıl kaliteli şarap, kaliteli kumaş gibi kavramlar varsa, ses kalitesi diye bir ölçü de var. Ve Pavarotti'nin ses tellerinin titreşimi, dünyanın en kaliteli seslerinden birini doğuruyor.

Her ünlü kişi gibi Pavarotti de çok eleştiriliyor. Son zamanlarda gittikçe dozunu artıran bu eleştiriler, Pavarotti'nin opera sanatını halka indirmesinden kaynaklanıyor. Büyük kitlenin sevdiği bir müziğin, sanat olamayacağı kanısı yaygın. Sanat müziği ancak elit için yapılır, halk için değildir anlayışı bu.

Acaba eleştiriler haklı mı?

Gerçekten de Pavarotti, opera sanatını popüler kültür haline getiren bir tüccar mı?

Sanmıyorum.

Çünkü opera başlangıçta zaten halk için bir sanattı. Bir kitlesel eğlence biçimiydi. Operalar, bugünkü filmler gibi izlenir ve eğlenilirdi. Mozart "Saraydan Kız Kaçırma” operasını yazdığı zaman halka inmekle, banal olmakla suçlanmıştı. Şarkılarının meyhanedelerde söylenmesi Mozart adındaki dahiyi çok sevindiriyordu. Ama müzik çevreleri, bu yüzden düşman kesilmişti besteciye.

Dolayısıyla Pavarotti'yi, halka inmekle suçlamak yersizdir. Opera başlangıçta zaten popüler bir sanattı.

***

Buna rağmen Pavarotti'nin yaptığı iş ticaridir. Üç ünlü tenorun Caracalla konseriyle başlayan büyük ticari çark, Amerika'dan Japonya'ya kadar yayılan bir kazanç makinesine dönüşmüştür.

Çünkü Pavarotti, bir operanın bütünde rol almıyor. Sadece en tanınmış aryaları ve popüler şarkıları arka arkaya icra ediyor. Ve sonuç bir ses gösterisine dönüşüyor.

Sanki bütün konser, tenorun çıkacağı en yüksek noktayı beklemek için düzenlenmiş.

Aynen buz pateninde olduğu gibi," Acaba üçlü dönüşten sonra düşecek mi?" kaygısı, konserin ana motifini oluşturuyor. Pavarotti'nin, en yüksek noktaya tırmandığı zaman salonda çınlayan sesi, matadorun elindeki kılıçla boğayı öldürdüğü an gibi toplumsal bir orgazma dönüşüyor.

***

Besteciler; İtalyan müzik tarihinin ünlüleri.

Dil; İtalyanca.

Opera denilen sanat biçiminin yaratıldığı ülke; İtalya.

Ve İtalyan tenor, sırtını kendi geleneğine dayayarak ana dilindeki şarkılarını söylüyor.

Kazandığı ünde, Mario Lanza gibi dünyada çılgınlık yaratmış İtalyan tenorların da katkısı var.

Bu durumda bizim Leyla Gencer'i bir kez daha takdir etmemek elde mi?

Bambaşka bir kültür ve gelenekten yola çıkarak İtalya'da La Scala'ya tırmanmak, Pavarotti'ninkinden daha zor bir işi başarmak demek.