Şu sıralarda bir Pavarotti çılgınlığı yaşanıyor. Herkesin dilinde İtalyan tenorun konseri: Bilet bulmak isteyenler, davetiye peşinde koşanlar, Luciano'nın katılacağı yemekte onu görme fırsatı arayanlar... Bir opera aşkıdır gidiyor.
Zaten birkaç yıldır, İstanbul'un seçkin evlerinden Pavarotti aryaları yayılıyordu.
Ünlü Caracallas konserinden sonra bu tutku, neredeyse popüler bir zevk halini aldı. O konserde Placido Domingo ve benim çok sevdiğim Jose Carreras da yer almıştı ama iki tenor "Pavarotti" parantezine alındılar.
Bu geliş Pavarotti'nin Türkiye'deki ikinci konukluğu. Yıllar önce Ankara Operası'nda çalışmış ve uzak görüşlü, müthiş yöneticilerimiz tarafından "sesinin yetersizliği" gerekçesiyle geri gönderilmiş.
Aynı yıllarda bir Türk sanatçı da İtalya'da konuk oluyordu.
Leyla Gencer adındaki bu yetenekli soprano 1953 yılından itibaren İtalya'da adını duyuruyor ve 26 Ocak 1957'de operanın Kabe'si sayılan La Scala'da sahneye çıkıyordu.
Leyla Gencer'in o gece kazandığı zafer, dünya çapında bir ünün anahtarı olmuştu.
"Şimdi Pavarotti'nin peşinde koşan Türklerden kaçı Leyla Gencer'i dinlemiştir acaba?" diye düşünüyordum.
Dünyanın önünde eğildiği bu büyük primadonna'nın hangimiz farkındaydık?
Kendi değerleriyle övünmeyi bilmeyen, hatta tam tersine kıskançlıklarla çürütmeye, yoketmeye, kuyusunu kazmaya çalışan sanat ortamımızda kimler Leyla Gencer'in önünde eğilecekti.
Derken, bütün bu sorulara cevap oluşturan bir kitap çıkageldi: "Tutkunun Romanı-Leyla Gencer".
Kitap Zeynep Oral imzasını taşıyordu ve gerçekten de Leyla Gencer'in ve onun büyük tutkusunun romanıydı.
"Tutkunun Romanı" içinin ateşiyle yeryüzünü tutuşturmaya hazır, acıyı ve sevinci, korkuyu ve öfkeyi, dostlukları ve ihaneti, aşkı ve nefreti kendi özel bahçesinde yeşerten; güçlüklere, engellere, baskılara meydan okuyarak savaşmaktan yılmayan; yeryüzü uçurumlarını sınayan Leyla Gencer'in, "La Diva Turca"nın romanıydı.
Kitabı anlatan en güzel cümleler, arka kapaktan yaptığım bu alıntıda yer alıyor.
Zeynep Oral, hep güzel işler yaptı, güzel kitaplar yazdı.
"Tutkunun Romanı", bu yapıtları taçlandıran bir çalışma.
Kitabın sonunda Leyla Gencer'e sesleniyor ve diyor ki;
"Yeryüzünün harikalığına, insanoğlunun müthişliğine, beni bir kez daha inandırdığınız için teşekkür ediyorum.
Ben de yazımı 20. yüzyıllı iki Türk kadınına teşekkür ederek bitirmek istiyorum: Primadonna Leyla Gencer'e ve "kadir kıymet bilen" sevgili Zeynep Oral'a.
