Birkaç yıl önce Aynaroz’daki manastırları geziyordum. Biliyorsunuz Atos Dağı’ndaki sadece rahiplerin yaşadığı bu ruhani bölgeye ancak özel izinle gidilebiliyor ve manastırlara kadınlar alınmıyor. Xenophondos gibi kıyıda yer alan ya da Simonopetra gibi dört saat yürünerek çıkılabilen kartal yuvası manastırlarda ilginç bir şey dikkatimi çekti:Raflarda kafatasları duruyordu.Hatta bazen bu kafataslarını konuklarla tanıştırıyorlardı: “Bu rahip George, bu rahip Alexander…” Benim için çok şaşırtıcı, hayret edilecek bir şeydi bu. Merakımı yenemeyerek bu adetin ne demek olduğunu sordum.Açıkladılar:Ölen rahiplerin cesetlerini toprağa gömüyor, bir yıl sonra ise kafatasını çıkararak raflardaki yerine yerleştiriyorlarmış.Böylece bütün rahipler ölü ya da diri manastırda yer alıyor, oradan hiç ayrılmıyorlarmış.
Son günlerde bizim basın, Sakız Adası’ndaki Nea Moni Manastırı’nda çekilen kafatası fotoğraflarıyla dolu. Bunu görür görmez hemen Türk düşmanlığına yoruyor ve kızıp köpürüyoruz.Oysa bu bir Ortodoks manastırı geleneği.Sakız Adası’ndaki kafatasları arasında, diğerlerinin yanısıra öldürülmüş rahiplerinki de bulunuyor olabilir.Bu adada büyük bir isyan bastırma harekâtı yapıldığı sır değil. Bütün tarih kitapları yazar.Ama kafataslarının raflara sıralandığını görüp, bunu Türk düşmanlığına bağlamak, bilgi eksikliğinden kaynaklanıyor.Patrikhane sözcüsünün açıkladığı gibi, Aynaroz dahil birçok bölgedeki manastırlarda, iki yıl önce ölmüş olan rahiplerin bile kafatasları raflarda durmakta.Keşke böyle konuları yazıp çizmeden önce, biraz araştıracak, soracak ve suçlanan insanlara açıklama hakkı tanıyacak bir tutum benimsense.Ama ne yazık ki yalnız Türkiye’de değil, dünyada da işler böyle yürümüyor.Mehmet Yılmaz’ın Simi’yle ilgili şaka yazısını ciddiye alıp günlerce yayın yapan Yunan basını da bizden farklı değil.
