Madem ki ortalık magazine kesmiş, madem ki gazete okurlarının çoğu düşünce içeren yazıları baş ağrıtıcı buluyor, madem ki gazete yazarları arasında “Kaç tık aldı?” diye reyting dönemi başlamış, o zaman ben de bu işe kıyısından köşesinden bulaşayım ve bu pazar yazısını, aldatan kadın konusuna ayırayım. Belki böylece ben de kimsenin başını ağrıtmadan bir yazı okutmayı başarabilirim. Bir karı kocadan söz edeceğim. Koca entelektüel, çok tanınmış bir yazar olsun; karısı ise onu önüne gelenle aldatan, genç ve güzel bir kadın. İyi mi; ilginizi çekti mi? İlk satırlarda gözleriniz biraz takılıp sonrasını okumaya karar verdiniz mi?O zaman buyurun:
Konstantin Simonov büyük bir yazardı ve Sovyet Yazarlar Birliği’nin de başkanıydı. Karısı ise Moskova’da önüne gelenle mercimeği fırına veren çok güzel bir kadındı. Bu çift bir gün evde oturur ve Simonov daktilosunun başında tıkır tıkır yazarken; karısı demiş ki: “Konstantin, büyük bir yazarsın. Ben ölürsem mezar taşına neler döktürürsün kim bilir. ” Yazar homurdanmış, çalışmasını bölmek istememiş ama kadın ısrar etmiş: “Hadi lütfen! Mezar taşıma ne yazarsın?” “Hadi ama şimdi istiyorum, şimdi! ” Bunun üzerine çaresiz kalan Konstantin Simonov kağıda bir şeyler yazmış, zarfa koymuş, sonra “Zarfı ben gittikten sonra aç” diyerek ceketini almış, evden çıkıp gitmiş. Kadın merak içinde zarfı açmış ve içinden şu mezar taşı kitabesi çıkmış: “Burada Bayan Simonovna yatıyor. Benim ve birçok kişinin sadık karısı. Tanrım rahmetini esirgeme ondan. Çünkü ilk kez burada yalnız yatıyor.”
Biliyorum beğenmediniz değil mi? İçinde ne Türkbükü var, ne manken! Ayrıca Simon mudur nedir bu yabancı isimler de insanın başını daha fazla ağrıtıyor. Eğer ille de yabancı isim kullanacaksan bunlar Brad Pitt, Angelina Jolie gibi bize yabancı gelmeyen, Türk kulağına ve geleneklerine uygun isimler olmalı. Yoksa böyle kimseyi tatmin etmeyen bir yazı çıkar ortaya. En iyisi ben bu sevdadan vazgeçip yine kültür yazılarına devam edeyim.
