Bugün size Milan Kundera’nın bir kitabından bahsetmek istiyorum. Milan Kundera’yı çoğumuz sinemaya da uyarlanmış olan Varolmanın Dayanılmaz Hafifliği adlı romanıyla tanıyoruz. Kundera’nın romanları ve hikâyeleri dışında edebiyat üzerine yazılarını topladığı iki yayımlanmış kitabı var. Bunlardan biri Roman Sanatı, diğeri ise benim burada ele alacağım Saptırılmış Vasiyetler. Her iki kitap da Can Yayınları tarafından yayımlandı. Roman okumayı ve romanlar üzerine düşünmeyi seven okurlara her iki kitabı da tavsiye ederim. Elimde kitabın İngilizcesi bulunduğu için, Saptırılmış Vasiyetler’den aşağıda yaptığım alıntıları kendi çevirimle sunuyorum. Kundera, kitabının başında, okurlarıyla arasında en sık ortaya çıkan yanlış anlaşmanın romanlarındaki mizahi öğelerden kaynaklandığından şikâyet ediyor. Kundera’ya göre mizah unsurunun kullanımı romanın en temel özelliklerinden biri. Mizahın doğuşu romanın doğuşuyla eş zamanlı ve Cervantes’le başlıyor. Eski edebiyat eserlerinde komik unsurlar yok muydu? Elbette vardı. Ama mizah, komik olanın belli bir türü ve alay etmekten ya da taşlamadan farklı. Kundera mizahı başka bir önemli romancı Octavio Paz’ın sözlerine başvurarak ayırt etmeye çalışıyor. Paz’a göre “(mizah) dokunduğu her şeyi çift anlamlı / belirsiz / müphem kılıyor”. Okurlar ise zaman zaman bu belirsizliğe tahammül edemiyor ve yazardan ya da romandan ahlaki yargıda bulunmasını bekliyorlar. Kundera şöyle diyor: “Ahlaki yargıyı askıya almak romanın ahlaksızlığından değil ahlakından kaynaklanır. Romanın ahlakı insanoğlunun bir türlü vazgeçemediği, her şeyi ve herkesi durmadan yargılama, anlamadan önce ve hatta anlayış olmaksızın yargılama alışkanlığının karşısına dikilir. Romanın, bilgeliğinin bakış açısından yargılamaya her an hazır olma hali aptallıktan başka bir şey değildir; en büyük kötülüktür. Romancı ahlaki yargının meşruiyetini tamamen reddediyor değildir asla ama bu yargılamanın romanda yeri olmadığını düşünür.” Kundera yalnız ve yalnız ahlaki yargı askıya alındığında oluşan alanda romansal karakterlerin yaratılabileceğini söyler. Roman karakterleri önceden kabul edilmiş bir hakikatin işlevi, iyinin veya kötünün birer örneği değildirler; kendi ahlakları, varoluşsal yasaları olan özerk bireylerdir. Yani siz istediğiniz kadar Madam Bovary’yi kocasını aldattı diye ayıplayın ya da Raskolnikov’u cinayet işledi diye suçlayın, iyi bir romancı bunu yapamaz. Roman sanatı kendimizinkinden farklı olan hakikatlere merak duyabilmemiz ve onlara açılabilmemiz için var her şeyden önce. Yargıladığımız sürece ne merak duyabilmemiz ne de anlayabilmemiz mümkündür.