Son günlerde, birçok doktor ağız birliği etmiş gibi, Amerikalıların “fast food” dediği ayaküstü atıştırmaların zararlarını anlatıyor. Bu abur cuburların metabolizmayı nasıl bozduğunu, insanı nasıl insanlıktan çıkardığını ve nasıl “obez” denilen filler yarattığını anlatıyorlar. İnsanın ömrünü kısaltan ve yaşadığı ömür dilimini de cehenneme çeviren; kalbi, karaciğeri laçka eden bir belaymış meğer bu “fast food”. Bütün bu görüşler doğru, güzel ama gelin üç beş yıl öncesine gidelim. Şimdi dudak bükmeye başladığımız abur cubur modası bir zamanlar, bütün dünya gibi Türkiye’yi de kasıp kavurmuyor muydu? Hamburger yemek, Coca-Cola içmek neredeyse çağdaşlığın, modernliğin, kentliliğin göstergesi oluvermişti. İnsanlar köfte yerine hamburger yiyince, kendilerini daha dinamik ve daha Batılı sayıyorlardı. Köfte ve ayran ise Şarklılığın, geriliğin simgesiydi. Demek ki insana en zararlı şeyler bile çağdaş-modern-Batılı-kentli cilası altında yutturulabiliyor. Böylece insan geliştiğini zannederken, sağlığını bozuyor ve ömrünü kısaltıyor. Neyse ki bu işin zararı anlaşıldı ve insanlar bilinçlenmeye başladı. Bu işin görünen kısmı. Bir de görünmeyen abur cuburlar var. Abur cubur kitap, abur cubur müzik, abur cubur film, abur cubur TV yayını gibi. Ayaküstü atıştırılan hazırlop gıdaların zararını anladık ama ruhlarımıza doldurduğumuz abur cuburları henüz fark edemiyoruz.Oysa onlar da aynı etkiyi yapıyor. Yaşam kalitemizi bozuyor, toplumsal hayatımızı cehenneme çeviriyor. Ahlâk yapımızı derinden sarsıyor. Bunu görmek daha zor elbette. Çünkü doktorların uyarılarına inanmak fazla bir çaba gerektirmiyor ama kültür alanındaki abur cubur bu kadar kolay görülemiyor. Bu alanın doktorları söylediği zaman da sorun “kişisel beğeni” noktasından algılanıyor. Ama bu arada ruhlarımız abur cubura alıştırılıyor, şekli şemaili bozulan obezler gibi bir ruh obezliği baş gösteriyor. Ne yapalım! Gün gelir bu da anlaşılır elbet!
