Son ayların gözde konusu medya… Ağzını açan medyayla işe başlıyor. İLK-SAN yolsuzluğundan İSKİ’ye kadar ortaya çıkarılan her karışık işin sorumlusu medya. Bu söz öylesine sevildi ki anlamını bilmeyen bile, yeni moda bir şeytan olarak “medya”ya atıp tutuyor. Her konu gibi medya konusunu da abartıp, Türkiye’deki sorunların tek kaynağı olarak göstermek yanlış. Medyayı yerli yerine oturtmakta yarar var.
Bir parti ya da devlet organı olmayan yayın kuruluşları, gelirlerini giderlerini dengelemek ve para kazanmak zorundadır. Türkiye’de ve dünyada bunun istisnası yoktur. Para kazanamayan yayın kuruluşu batar. Bu yüzden yayın organlarını para kazanmaya çalışmakla suçlamak anlamsızdır. Ancak burada temel bir ayrım söz konusu: Bazı yayın kuruluşları sadece gazete, dergi ve televizyon yayıncılığıyla uğraşır. Bunun doğal sonucu olarak da para kazanır. Bazı yayın kuruluşları ise büyük finansal yatırımları temsil eder. Gazetecilik dışındaki holdinglerin çıkarlarını savunur. Açıktır ki ikinci gruba giren yayın kuruluşları gazetecilikten çok, şirket çıkarları ilgilendirir.
Son zamanlarda SABAH çok saldırıya uğruyor. Bu saldırıları haksız bulduğumu belirtmek istiyorum. Çünkü SABAH haberciliğin gereklerini yerine getirmekle yetiniyor ve bunun dışında bir finans mücadelesi vermiyor. SABAH, sadece gazetecilik yapan ve gazetecilik dışında yatırımları ve çıkarları olmayan bir kuruluş. Ne bankası var geride ne de turizm ve sanayi yatırımları… Bu yüzden SABAH’ın yayın politikasını oluşturan ana ilke sadece ve sadece daha iyi, daha etkili gazetecilik yapmak. Bu ilke kaçınılmaz olarak SABAH’ı iktidarlarla karşı karşıya getiriyor. Turgut Özal’lı yılları hatırlayın: Özal ailesini, dönemin bürokratlarını ve yolsuzluklarını en çok eleştiren bu yüzden iktidarla çarpışan bir muhalefet gazetesiydi SABAH. Arkasından Demirel döneminde en ağır eleştirileri gene SABAH yaptı. Özal dönemindeki Karayolları ve Emlak Bankası yolsuzluklarını nasıl yerden yere vurduysa,Demirel döneminde İLKSAN ve benzeri usulsüzlüklerin üstüne de aynı şiddetle gitti. Bu hükümet zamanında İSKİ olayının üstüne gisiş dozu, daha önceki mücadelelerinden daha fazla ve daha şiddetli değildi.
SABAH’ta her görüşten köşe yazarları var: Bu yazarlar bazen birbirleriyle hatta gazetenin manşetiyle çelişen yazılar yayınlıyorlar. Ne var ki bu değişik yazarların ortak demokrat olmaları, demokrasiye ve sivil topluma inanmaları. Dört yıldan bu yana herhangi bir yazıma ima yoluyla da olsa en ufak bir müdahale ya da yönlendirme gelmedi. Tam tersine demokrasiyi ve insan haklarını savunan ve haksızlıkları eleştiren yazılarım hep destek gördü. Bu gazetede özgürüm. Önümüzdeki yıllarda SABAH daha dikkatle incelendiği zaman görülecek ki bu yayın organı Türkiye’nin zor ve karışık günlerinde bir demokrasi ve onur mücadelesi veriyor.
