Türkiye’ deki gruplaşmaları yılların alışkanlığıyla sağ ve sol diye tanımlamak, artık hiçbir anlam taşımıyor. 12 Mart döneminde sağcı ve solcu olarak ayrılmış kişiler arasındaki farklar törpülendi ve şimdi ideolojileri silinen, aynı amaçlarda birleşen sağcılar ve solcular, yeni gruplaşmalar yaratıyorlar.

Bunun çarpıcı bir örneğini 27 Mart seçimleri öncesinde yaşamıştım. Türkiye’nin en sağ gazeteleriyle en sol gazeteleri ve onların köşe yazarları, benim adaylığıma karşı aynı tutumu sergilemiş ve öfke dolu yazılarla bana karşı çıkmışlardı. Bugünde de aynı tutum söz konusu. Gene sağ ve sol basın birleşti. Ne var ki bu kez ikisi de Mümtaz Soysal’ın Dışişleri Bakanlığı konusunda övgü yarışına girdiler.Türkiye Gazetesi’nde Ayhan Songar, Mümtaz Soysal’ın darbeler ve milliyetçilik konusundaki görüşlerini sıraladıktan sonra; “Sayın Soysal’a atfedilen bu görüşlerin bir kısmı, benimde bu sütunlarda daima tekrarlandığım, savunduğum ve vazgeçmediğim fikirlerdir.” diyor. Böylelikle SHP yönetimi, Türkiye Gazetesi, Ayhan Songar, sol basın ve onların deyimiyle “holding basını” aynı dış politika anlayışında buluşmuş oluyor. ( Mesela büyük gazeteler Mümtaz Hoca’nın 12 Mart dönemindeki hapisane fotoğraflarını- Hocayı üzen fotoğraflar- başlığıyla yayınlamıyor.)Bana korkunç bir öfkeyle saldırmış olan sağ basının, Mümtaz Soysal’ı bağrına basmasını ve bu konuda sol ve sağın işbirliği yapmasını düşünüyorum ve diyorum ki Türkiye’de durumun aydınlanması için herkes sağını ve solunu yeniden öğrenmeli ve bunun için sağına sarımsak, soluna soğan bağlamalı.

Türkiye’nin giderek şoven ve dar milliyetçi bir çizgiye doğru kaydırıldığını görüyoruz. Etnik çoğulculuğun, kültürel hakların, demokratik katılımcılığın, sivil toplumun geliştirilmesi çabalarının hız kazandığı bir dönemde, bu çabalara engel olmak isteyen sağ ve sol güçler, “kutsal devlet”le ittifak yaparak büyük bir manevra çeviriyorlar. Sol gibi görünen yazarlar muhafazakarları överken, sağdaki yazarların “milliyetçi sol” bakanlara sahip çıkması ilk başta şaşırtıcı gibi görünse bile temel bir manevranın parçaları olarak yerli yerine oturuyor.

Buna karşılık, SABAH gazetesi demokratik bir platform olarak, köşe yazılarına sonsuz bir özgürlük tanımakta. Birbirine taban tabana zıt görüşleri olan insanlar bu platform içinde kendilerini rahatça ifade edebiliyorlar. Düşüncelerine katılmadığım, hatta seçim döneminde aleyhimde kampanyalar düzenlemiş bazı yazarlarla aynı gazetede ayrı görüşler açıklamamız, gazetenin bu konudaki özgürlükçü yaklaşımının sonucudur. Kısacası sağ ve sol gazeteler uzlaşırken, SABAH kendi içinde ayrışan, değişik ve uzlaşmayan görüşleri sergiliyor. Bu da “demokrasi” anlamına gelmekte.