Kitap okuyan herkes, İngilizler'in keskin zekalı dedektifi Sherlock Holmes'u bilir. Yardımcısı Dr. Watson da pek yabancımız değildir.

İşte bu ikili, bir gece çadırda gecelemek zorunda kalmışlar.

İzini sürdükleri soruşturmayla ilgili bir zorunlulukmuş bu.

Gecenin bir vakti Sherlock Holmes uyanmış ve yanında yatmakta olan yardımcısına demiş ki:

"Azizim Watson, başının üstünde ne görüyorsun?"

Watson başlamış anlatmaya.

"Astronomik açıdan çok ilginç bir gece. Başımızın üstündeki yıldızlar pırıl pırıl.

Meteorolojik açıdan da çok güzel. Hava ılık. Nem çok az.

Estetik açıdan ise olağanüstü. Çok güzel bir bahar gecesi."

Sherlock Holmes artık dayanamamış:

"Salak!" demiş “Üstümüzdeki çadırı çalmışlar, görmüyor musun?"

***

Türkiye'deki olayları izleyip, arka planlarını okumaya çalışınca aklıma hep bu fıkra geliyor.

Birileri fena halde işletiyor bizi.

Ölümü gösterip sıtmaya razı ediyorlar.

Başımızın üzerindeki çadırın uçtuğunu görmememiz için, yıldızları seyrettiriyorlar.

Ve bu oyuna da demokrasi diyorlar.

***

Oysa bu sisteme "demokrasi" adı verile-meye olanak yoktur. Verilemez de.

Bir ülkede siyasi partilerin bulunması ve halkın 4-5 yılda bir sandık başına gidip oy ver-mesi demokrasi anlamına gelmiyor.

Bu sistemin başardığı tek şey; ayakla-rı baş, başları ayak yapmak.

Ankara'nın değişmez kadrolarını düşünün.

Zor okuyup yazan bakanları, her türlü gör-gü ve bilgiden yoksun makam sahiplerini, içki içmeyi bile beceremeyip ağzına yüzüne bulaş-tıran ve kendini Türk büyüğü sanan cahil cü-helayı, özel kuruluşların gece bekçiliği bile ver-meyeceği adamları, ağır kişilik bozukluğuyla malûl bulunanları hatırlayın.

Bu makamlardan kimler geldi, kimler geçti?

İşte "demokrasi" adı verilen ve aslında bu kavramla hiçbir ilgisi bulunmayan sistem; Tür-kiye'nin gerçekten nitelikli, dünya çapındaki kadrolarını dışlayıp, ayakları baş yapmanın adı.

Hİçbir mutlakiyet rejimi bu kadarına cesaret edemezdi.

***

Demokrasinin olmazsa olmaz kuralı; kuv-vetler ayrılığı.

Bir ülkede yasama, yürütme ve yargı erkleri, birbirlerinden Çin setleriyle ay-rılmadıkça, demokrasiden söz etmek mümkün değil.

Geriye ayakları baş yapmaya yarayan kirli bir oyun kalıyor.

Ve bu oyunu demokrasi sanarak seyretme-nin giderek yaygınlaşan ve bulaşıcı hale gelen salaklığı!