Yunanistan, Mikis Theodorakis’in 80. yaşını kutluyor. Ulusal bir anıt olarak gördükleri bu büyük besteciye duydukları saygıyı yıl boyunca sürecek konserlerle, seminerlerle, gösteriyorlar. Yaz aylarında babasının doğduğu Girit Adası’yla, annesinin doğduğu Çeşme ve Sakız’da şenlikler düzenlenecek; ortak konserler vereceğiz. Girit Adası’nda Hanya şehrinde bir de uluslararası sempozyum düzenleniyor. Atina’da 80 yıllık fırtınalı hayatının yorgunluğunu bilgelikle harmanlayan bu büyük adamla, Akropol’e bakan evinin çalışma odasında baş başa sohbet ediyoruz. Konu müzikten politikaya, Türkiye’ye, Yunanistan’a, Amerika’ya, Irak’a, İran’a, Kıbrıs’a kayıyor. Bu konulardaki sohbetimizi yazının ilerleyen satırlarında anlatırım ama önce Theodorakis’in önemli bir kararını size duyurmam gerektiğini düşünüyorum: Biliyorsunuz Mikis Theodorakis şu anda iktidarda bulunan Yeni Demokrasi Partisi’nden milletvekilliği ve bakanlık yapmış, sonra da istifa ermişti. Başbakan Kostas Karamanlis, geçen ay Theodorakis’e Cumhurbaşkanlığı önerisini götürmüş.Başbakan’ın sunduğu bu teklifin altında, Theodorakis’in Yunanistan’da sağcı solcu gözetmeden herkes tarafından kabul edilen anıtsal kimliği yatıyor elbette. Theodorakis bu öneriye şöyle yanıt vermiş: “Siyasette uzlaşma vardır. Bir siyasinin uzlaşma arayışını anlarım. Ama bir sanatçının tavrı nettir, net olmalıdır. Sanatçı için ya evet vardır, ya da hayır. Bu teklifi kabul edebilirim ama sanatçı olarak bir şartım var. Eğer bir gün George W. Bush Yunanistan’ı resmen ziyaret ederse ben onu karşılamam, onunla görüşmem ve o adamın elini sıkmam. “Aynı fikirleri, Alpha televizyonuna verdiği mülakatta da tekrarlamış. Bu kesin tavır üzerine Karamanlis, önerisini geri çekmek zorunda kalmış. Mikis Theodorakis’in bu konudaki tavrı çok net: İkinci Dünya Savaşı’nda Alman işgalinin en ağır sonuçlarını yaşamış ve bir Yunan yurtsever direnişçi olarak işkence görmüş olan Theodorakis, bugün dünyanın durumunu o günden farklı görmüyor. “Halk Emperyalizmi” kavramı benim siyasetteki arayışlarımla ilgili fikirlerini anlatırken, bu tabloyu çok net olarak çiziyor. “Senin CHP Genel Başkan adaylığını burada büyük bir heyecanla izledik” diyor. “Ama dünya artık yirmi-otuz yıl önceki dünya değil. Artik ulusal politikalar yürütmek çok zor. Dünya aynen Nazi dönemi gibi bir döneme girdi. Ben bu yeni döneme “Halk emperyalizmi” diyorum. Çünkü Amerikan halk, Almanlar gibi “üstün insan” olduğuna ve dünyayı idare ermeleri gerektiğine inandırıldı. Şimdi bu halkın çoğunluğu Irak’taki savaşı, cinayetleri, işgalleri, cezaevlerindeki işkenceleri, ırza geçmeleri onaylıyor. Geçen hafta bir Amerikan generali bazı insanları öldürmenin çok zevkli bir iş olduğunu açıkladı ve bu da kabul gördü. Karşımızda bu ahlâki değersizliğe düşmüş bir halk ve onun başında da Tanrı’yla konuştuğuna, ondan emir aldığına inanan bir fanatik var. Aynen Adolf Hitler gibi. Ve göreceksin, dünyayı ve Ortadoğu’yu daha da fazla kan ve ateşe boğacaklar. Avrupa liderleri ayrı bir tavır gösteriyor gibi duruyorlar ama temel konularda hepsi Amerika’nın emrinde. “Theodorakis konuyu bana getiriyor.”Türkiye bu çatışmanın göbeğinde yer alıyor. Türkiye Amerika için, Ortadoğu ve Kafkaslar açısından vazgeçilmez bir ülke. Bu yüzden Türkiye’deki siyasi hayatın, Türkiye içinde çözülemeyeceğini görmemiz gerekiyor. Bush’un çıkarlarına alet olmayan bir siyasi lidere izin vermezler. Bugün politika Amerika ile uzlaşmak anlamına geliyor. Oysa senin bir sanatçı olarak hayatta “evet”lerin ve “hayır” ların var. Bu evet ve hayır tavrı senin onurundur ama siyasette başarıyı engeller. ” Sonra benimle ve sanatımla ilgili çok güzel; hatta burada tekrarlamaktan utanacağım kadar güzel şeyler söylüyor ve “Bu sanatla dolu verimli hayat dururken, şarkıların ve kitapların bunca ülkeye yayılırken, timsahlarla dolu bir gölde yüzmek istemek çok anlamsız” diyor. Gülüşüyoruz. Cumhurbaşkanlığı teklifini bu yüzden reddettiğini anlatıyor. Böylece, Yunanistan gibi bir ülkede George W. Bush’un elini sıkmayacağını, onunla konuşmayacağını açıklayan, Bush’u Hitler’e benzeten, Amerika’yla ortak politikalar yürütmeyeceğini ortaya koyan bir dürüstlük abidesi, Cumhurbaşkanı olma önerisini geri çeviriyor. Bu konuşmalardan sonra eşi Myrto’yu da alıp otomobiline binerek Megaron salonuna gidiyoruz. Halk büyük besteciyi alkışlarla karşılıyor. Yan yana oturup onun Karnaval Süitini ve 1. Senfonisini dinliyoruz. Konser sırasında arada bir muzip muzip gülerek kulağıma eğiliyor ve “Krokodil, krokodil” (timsah, timsah) diye fısıldıyor. Krokodilleri sakın unutma. Gölde seni de bekliyorlar, beni de.”
