Türkiye Cumhuriyeti'nin bugünkü ekonomik, siyasi, kültürel ve ahlâki krizi Şubat ayında değil, 450 yıl önce başladı. Kanuni Sultan Süleyman, oğulları Şehzade Mustafa ve Bayezid'i torunlarıyla birlikte boğdurup Cihangir de korkusundan ölünce taht, sedye üstünde içkiden morarmış bir halde taşınan sarhoş Sarı Selim'e kaldı.
Osmanlı tarihleri bu devri "Duraklama!" olarak gösterir.
Koskoca imparatorluk duraklamıştı çünkü başında, devlet işlerine hiç karışmayan, bu işlerden anlamayan, hamamda içki içmekten başka pek bir şey düşünmeyen bir padişah vardı.
Oysa Şehzade Mustafa hem halkın hem askerin çok sevdiği, yakışıklı, eğitimli, yabancı diller konuşan ve yaş olarak da tahtı hak etmiş bir şehzadeydi. Yabancı devletler onun devrinde Osmanlı İmparatorluğu'nun şahlanacağı ve en görkemli noktasına ulaşacağı görüşündeydiler.
Büyük bir ihtimalle, Fatih dedesiyle birlikte Osmanlı tarihinin en büyük padişahı olacaktı. Ama olamadı.
Niçin?
Çünkü Kanuni adı takılan Birinci Süleyman, Rus asıllı karısı Hürrem'in ve Sırp Rüstem Paşa'nın kandırmasıyla, kendisine isyan etmemiş, sadık kalmış olan muhteşem oğlunu gözleri önünde boğarak öldürttü.
Belki de Kanuni'yi Batı'nın gözünde muhteşem yapan budur.
Çünkü bu müşfik baba (!) eylemiyle, imparatorluğun ilerlemesini durdurmuş ve o muazzam mekanizmanın başına bir sarhoşu getirmişti.
***
dönemden beri tarihimiz bir "negatif seleksiyon" (tersine elek) tarihidir.
Yani yüzyıllar boyunca bu ülkede şehzade Mustafa'lar elenmiş, Sarhoş Selim'ler öne geçmiştir.
20. yüzyıl başlarında bir başka Mustafa da elenmek istenmiş ama o, olağanüstü koşullardan yararlanarak bu çöküş yüzyıllarında bir parantez oluşturmayı bilmiştir.
Mustafa Kemal Paşa, Harbiye Nazırı olmak ve çöküntüye giden devleti bir nebze akıl yoluna davet etmek istiyordu ama İstanbul'a çöreklenmiş ve suyun başını tutmuş olan Enver Paşa'lar ona bu hizmet olanağını tanımadılar; yeteneğini ve zekâsını çok iyi farkettikleri bu parlak şahsiyeti ücra cephelere sürdüler.
Eğer bir altüst dönemi yaşamasaydık Mustafa Kemal, adını bile duymadığımız bir Osmanlı paşası olarak kimbilir hangi cephede şehit düşmüş olacaktı.
Çünkü 90 bin kişiyi göz göre göre Sarıkamış dağlarında kırdıran ve yanlış kararlarıyla imparatorluğu perişan eden Enver Paşa'lar gücü ele geçirmişti.
Her zamanki gibi negatif seleksiyon kuralları işliyor ve Mustafa Kemal de Şehzade Mustafa ve daha niceleri gibi yokedilmek isteniyordu.
***
öküş yüzyıllarının kanlı ve çürümüş mirası içinde Mustafa Kemal'in cumhuriyet hareketi, taze ve berrak bir nehir ferahlığı getirdi.
Ama ne yazık ki 1950'den sonra eski hastalıklar tekrar hortladı ve yine "hasta adam" olduk.
Dünyanın bize "yoksulluk yardımı" yapacağı duruma düştük.
Çünkü Sarı Selim'den başlayan bir "negatif seleksiyon" geleneği, elimizi kolumuzu bağlıyor.
Şu sıralarda önünüze lider diye sürülenlerin; hangi becerisiyle, hangi mesleki başarısıyla, hangi kültürü ve birikimiyle bu role soyunduğunu merak ettiğiniz zaman, ne demek istediğim daha iyi anlaşılır.
