Türkiye'de siyaset kurumları maalesef bu kadar kutuplaşmış, bu kadar birbirine düşman olmuş bir görüntü vermemişti.

Çünkü sadece geçmişi, ülkesi geçmişle geleceği arasında sıkışmış bir ülke değil, aynı zamanda siyaset kurumları da geçmişle geleceği arasında sıkışmış durumda. Rusya'nın aşırıları öldüren anarşileri önlemeye çalışan Çar'ın son başbakanı Stolypin'in dediği gibi, "Siyasetin görevi, geçmişin de birikimlerini, sorunlarını seferber ederek geleceğe taşımaktır."

1999 seçimlerinde HADEP'in aldığı yüzde 4.7'lik oy, "HADEP'siz bir çözüm olmaz" mesajını veriyordu.

Bu iş, hem Türkiye'de Kürt kimliğinin tanınması, hem de HADEP'in demokratik bir parti olarak siyaset sahnesinde yer almasıyla çözülebilir.

Bu yüzden bugün modern demokratik ülkelerde olduğu gibi, Türkiye'de de Kürtlerin siyasal temsilcileriyle diyalog kurulması şarttır.

Rusya'nın aşırıları öldüren anarşileri önlemeye çalışan Çar'ın son başbakanı Stolypin'in dediği gibi, "Siyasetin görevi, geçmişin de birikimlerini, sorunlarını seferber ederek geleceğe taşımaktır."

Yedi yıldır bu köşede Türkiye'nin taşkın bataklığa sürüklenmekte olduğunu, bölge halkı ile devlet arasında bir diyalog kurulması gerektiğini yazıp duruyorum.

Türkiye'de bugün ise yeni iki ayrı ülkede, iki ayrı toplumda yaşıyor gibiyiz. Bir yanda yüzde 20'si Kürt olan bir Türkiye, öte yanda yüzde 80'i Türk olan bir Türkiye.

21. yüzyıl başlarında Türkiye, iç ve dış tarihin en önemli dönemeçlerinden birini yaşıyor. Bu dönemeçte ya çağdaş bir demokrasiye ulaşılacak ya da anarşinin yeni bir evresine girilecek.

Güneydoğu'da ise, sağ ve sol kutuplaşması yerine, Kürt ve Türk kutuplaşması yaşanıyor. Bu durum hem devleti hem de sivil toplumu tehdit ediyor.

Devlet Bahçeli'nin, Tayyip Erdoğan'ı, HADEP'i ve diğerlerini "hain" ilan etmesi, bu kutuplaşmayı daha da derinleştiriyor. Bu durum, modern siyaset ilkeleriyle bağdaşmıyor.

Peki bu kutuplaşma nasıl aşılacak? Türkiye'de yeni siyaset aktörleri kimler olacak?

Umutsuzluk, bu tarihsel bunalımlara düşen toplumların en büyük düşmanıdır. Umutsuzluk, insanları pasifize eder.

Amaç geçen bir zamanda bu.

Bu durumda, yeni bir siyasal diyalog, yeni bir siyasal dil ve yeni bir siyasal aktörler gerekiyor.

Bu aktörler daha ne bekleyecekler?