BARCELONA- Her akşam saat 22.00’da, Barcelona’daki Kraliyet Meydanı’nda kurulu sahneye çıkıyor ve Maria del Mar’la birlikte şarkılarımızı söylüyoruz. Sahneden baktığınız zaman meydanı çevreleyen gotik kuleleri, İspanyol şatolarını ve özenle aydınlatılmış çan kulelerini görüyorsunuz. Kimi zaman şarkının ortasında başlayan çan sesleri, sizi bir anda karanlık İspanyol orta çağının gizemli atmosferine götürüveriyor. Sahnenin arkası kral sarayına dayanıyor. İspanya Kralı Ferdinand ve Kraliçe İzabel, Amerika seferinden dönen Don Cristobal Kolon’u, yani Kristof Kolomb’u bu sarayda kabul etmişler. O zamanlar saray denize daha yakınmış, şimdi deniz doldurulduğu için kentin merkezinde kalmış. Sizi çevreleyen bu müthiş mimari, güçlü İspanyol karakteristiğini vurguluyor. Gördüğünüz her şey, İspanyol ve Katalan kültürünün izlerini taşımakta. Bu bütünlüğü bozan tek şey, meydanı dolduran insanların kendi dillerinde dinledikleri Yiğidim Aslanım, Leylim Ley, Merhaba, Kardeşin Duymaz gibi uzaklardan, Akdeniz’in öteki ucundan gelen ezgiler. Gariptir ama ezginin söylendiği dil her şeyi değiştiriyor ve şarkılarımız birden İspanyollaşıyor. Akdeniz’in birleştirici etkisi bu olsa gerek. Aynı zamanda büyük bir caz yorumcusu olan Maria del Mar müthiş bir şarkıcı. Memleketi olan Balear Adaları’nın, özellikle Mallorca’nın yerel şarkı söyleme tekniğini kullanarak evrensel bir etki sağlamış. Kendisini uluslararası üne kavuşturmuş olan güçlü sesi bu kez bizim melodilerimizi yorumluyor. Ve bazen kırık bir şiveyle söylediği Türkçe cümleler, yaptığı işe zenginlik katıyor. İspanyol dinleyicisi hem saygılı, hem coşkulu. Sıcağın ve nemin ağırlaştırdığı Barcelona gecelerini dolduran uzak ezgileri büyük bir ilgiyle dinliyor, sonra da her melodi zenginliğini, her çalgı ustalığını ve sesteki her nüansı kavradıklarını gösteren bilinçli bir alkışla yanıt veriyorlar.

Bize eşlik eden grupta İspanyol, Zimbabveli ve Yunan müzisyenler var. Özellikle iki gitarcı, Feliu ve Xavier olağanüstü gitar teknikleriyle orkestrayı çekip götürüyorlar. Yaptıkları işe saygı duyan, kendilerini vererek ve bütün duygularını katarak çalan müzisyenler. Bu yüzden grup, pop orkestralarında görülen ruhsuz ve mekanik efektlerle değil, canlı ve yaratıcı bir müzikle yoğuruluyor. Bu akşam altı konserin dördüncüsünü vereceğiz. İki gün sonra her şey gibi bu da bitecek. Ne var ki Barcelona’daki bu güzel ve coşkulu müzik akşamlarını her zaman hatırlayacağım. Bakarsınız bu ezgiler de Barcelonalılar’ın aklında kalır ve bazı gençler La Rambla caddesinden geçerken ıslıkla melodilerimizi çalarlar. Kim bilir!