Türkiye'de son zamanlar- mediği" ni söylüyordu.
da alevlenen savaş tar-
tışmaları, beni alıp onbeş
yıl öncesinin Orta Asyası'nda,
karlı Alatav Dağları'nın yamaç-
larındaki bir elma bahçesine
savuruverdi.

Bir akşam yemeğindeydik
ve Arthur Miller'le konuşuyor-
duk.

"Ben hayatımdaki en acaip
aydınları İstanbul'da gördüm."
dedi.

Dünyanın büyük yazarların-
dan birinin böyle kesin bir yar-
gısını duyup da meraklanmaz
mısınız?

Ben de merak ettim elbette!
Neden böyle düşündüğünü
sordum.

Arthur Miller, o günden çok
eski olmayan bir tarihte İstan-
bul'a gelmişti. Yanında oyun
yazarı Harold Pinter da vardı.
Yasar Kemal'in daveti bizleri
Beyti Lokantası'nda buluştur-
muştu. Bunları biliyordum
ama meğer bilmediğim şeyler
varmış.

Kim olduğunu hatırlamadı-
ğı bazı Türk aydınlarıyla bir ak-
şam yemeğinde buluşmuş Mil-
ler.

Yemekte büyük bir tartışma
çıkmış.

Miller'e göre bu anlamsız
tartışma gelip "savaş" kavra-
mında düğümlenmiş.

Türk aydınları ısrarla dün-
yada hiçbir savaşın haklı ola-
mayacağını, bütün savaşların
lanetlenmesi gerektiğini söylü-
yor, Miller ise bazı savaşların
haklı olabileceğini savunuyor-
muş.

Sonunda iş çok sert nokta-
lara gelmiş.

Arthur Miller hızını hâlâ ala-
mamış olmalıydı ki, Kırgızis-
tan'daki bir akşam davetinde
bana Türk aydınlarını şikâyet
ediyor ve "ömründe böyle
acaip ve fanatik adamlar gör-

Tabii ben bu tartışmayı tek
taraftan dinledim. Miller'la
tartışan aydınlarımızın kimler
olduğunu ve neler söyledikleri-
ni bilemiyorum. Belki haklıydı-
lar belki de haksız!

Bunu bilemem.

Bildiğim tek şey Arthur Mil-
ler'in "haklı savaş" tezini doğ-
rulamak için bana anlattıkları.

"Mesela, Hitler'e karşı çar-
pışan Amerikan ordusu doğru
bir iş yaptı" diyordu. "Haklı bir
savaştı bu. İnsanlığın geleceğini
karartan Nazi ordularını dur-
durmak ve ezilenleri kurtarmak
için verilen bir savaş."

Haklılık haksızlık durumunu
bilemem ama galiba bazı
savaşlar kaçınılmaz oluyor.

İnsanlık tarihindeki savaşla-
rın birer sapma olarak kabul
edilmesinden yanayım.

Evet! Bütün savaşlara karşı-
yım ama ne yazık ki dünya bi-
zim düşüncemiz doğrultusunda
dönmüyor.

UNESCO ana sözleşmesin-
de "Bütün savaslar insanların zi-
hinlerinde başlar. Öyleyse barış
da zihinlerde başlamalı!" yazar.

Bu görüşe bağlı olduğum
için "Barış Kültürü" programın-
da çalışıyorum zaten.

Ama mutlak barışı kurmak
için bütün insanlığın eşzamanlı
bir zihniyet devrimi yaşaması
şart.

Bazılarının savaş kavramını
sözlüklerinden sildiği, bazıları-
nın ise buna dört elle sarıldığı
bir dünyada körü körüne savaş
karşıtlığı yapmak, savunmasız
kalmak ve zulme boyun eğmek
anlamına da gelebilir.

Bazen savaş gerçekten kaçı-
nılmaz oluyor.

Ne yazık!