Dün TBMM’de, önemli ve ivedi bir konu hakkında bakanlığınıza yazılı bir soru yönelttim; bugün de açık mektup yazıyorum. Samimi dileğim; ikisiyle de bir an önce ilgilenmeniz ve kamu vicdanını tatmin edici bir cevap vermeniz. Bildiğiniz gibi 2000 yılında, cezaevi koşullarını protesto etmek için girişilen ölüm oruçlarında pek çok genç insan öldü. Kimi aylarca süren açlık sonucunda hayatını kaybetti, kimisi cezaevlerine düzenlenen operasyonlarda öldürüldü. Hayatta kalmayı başaran bir kesim ise, uzun süre besinden yoksun kalma durumunun sonucu olarak Wernicke-Korsakof hastalığına yakalandı. Doktorların belirttiğine göre belli bir dönemden sonra Wernicke-Korsakof hastalığı tam olarak tedavi edilemiyor. Bu hastalığa yakalanmış kişilerde yürüme, görme, hatırlama gibi birçok yeti bozuluyor. Yaşamlarını tek başlarına devam ettiremeyecek duruma geliyorlar. Zaten Cumhurbaşkanımız da bu konudaki raporları almış olmalı ki Wernicke-Korsakof hastalığına yakalanmış bazı hükümlüleri affetmek büyüklüğünü gösterdi. 2003 yılı kasım ayına kadar Adli Tıp Kurumu’nun da görüşleri de bu doğrultudaydı. Bu kurum da verdiği raporlarda kalıcı Wernicke-Korsakof hastalığının cezaevinde yatmaya engel oluşturduğunu belirtiyordu. Bu raporlara dayanılarak yüzlerce hükümlü tahliye edildi. Evlerinde, yakınlarının yardımıyla hayatlarını sürdürmeye başladılar. Ama ne olduysa oldu ve Adli Tıp Kurumu 2003 yılı kasım ayından sonra fikir değiştirdi. Wernicke-Korsakoflu hastaların cezaevinde yatmalarında bir engel bulunmadığını bildirmeye başladı. Şimdi bu karara dayanılarak yüzlerce hasta, evlerinden alınıp F tipi cezaevi hücrelerine konuluyor. Yürüyemeyen, göremeyen, beyninin bazı fonksiyonları bozulduğu için normal bir insan gibi yaşamakta güçlük çeken hastalar hücrelere yerleştiriliyor. Doktorların belirttiğine göre hafıza kaybına uğrayan bu insanların kendilerine bakmaları, ilaçlarını muntazam olarak almaları mümkün değil. Mutlaka yardım gerekiyor. Bu gerçeği bilen ve bu doğrultuda raporlar hazırlayan Adli Tıp Kurumu’ndaki fikir değişikliği hepimizin merak ettiği bir konu. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne de davalar açıldığı ve bu davalar kabul edildiği için, aynı merakın Strasbourg’ta da duyulacağından hiç bir kuşkum yok. Sayın Bakan, TBMM’de size yönelttiğim yazılı sorunun cevabı için Meclis’in açılmasını beklemeyeceğinizi umuyorum. Çünkü söz konusu olan insan hayatı. Bu konuya hemen eğileceğinize ve duyarlılık göstereceğinize güveniyor, saygılar sunuyorum.
