Ankara’nın yakıcı sıcağında kravatları takıp, takım elbiseleri giyerek meclise yollandık.Ne için?Sonucu önceden belli bir toplantı için. Hızlandırılmış tren faciasından sonra Ulaştırma Bakanı’nın kendiliğinden istifa etmesi gerekiyordu. Bunu yapmadığı için CHP tarafından Bakan hakkında bir gensoru verildi.Biraz sonra bu konudaki görüşme başlayacak.Ne olacağı belli!Gensoru önergesi, AKP’li milletvekillerinin oylarıyla reddedilecek.Peki başka bir ihtimal yok mu?Yok!Mecliste beş yüz elli bağımsız milletvekili olsa belki vicdanlarıyla ve sağduyularıyla karar verebilirler ama bu sistemde parti bağımlılığı öne geçiyor.Meclis genel kurulunda sanki futbol takımları oturmakta.Herhangi bir görüşme sırasında milletvekilleri kendi aralarında sohbet ediyor, kürsüde tartışılan konuyu dinleme gereğini dahi duymuyor.Biraz sonra meclis oturumunu idare eden zatin sesi duyuluyor.”Kabul edenler, etmeyenler!”Milletvekilleri sohbete ara verip, en ön sırada oturan grup başkan vekillerine bakıyorlar; eğer o el kaldırmışsa milletvekilleri de kaldırıyor, eğer kaldırmamışsa sohbete devam ediyorlar.Ne yazık ki “milli irade” böyle tecelli ediyor.Bu sistemin demokrasiyle ve kuvvetler ayrılığıyla hiç ilgisi yok.Yürütme ile yasamanın birbirini denetlemesi gerekirken Türkiye’de yasama tamamen yürütmenin emri altında.Bu eleştiriyi sadece AKP hükümetine yönelttiğim sanılmasın. Geçen hükümetler döneminde de durum aynıydı.Başbakanlar yasamayı kontrol altına almak için her türlü yola başvuruyorlardı ama bazen bunu başaramıyorlardı.Bu dönemde hiç sorun yok.Hükümet tak diyor, meclis şak diye yapıyor.Kuvvetler ayrımından söz etmek mümkün değil.Genel seçmen sayısının dörtte biri, oy kullanan seçmenin de üçte birinin oylarıyla mecliste üçte iki çoğunluğu ele geçiren iktidar, bu çarpık seçim sisteminin verdiği rahatlıkla milletvekili grubunu emir komuta disiplini içinde tutuyor.Sonra da bunun adı demokrasi oluyor.Bu yazının son satirini bitirip genel kurul salonuna geçeceğim:Meclis keşke beni şaşırtsa da özür dilesem.
