HAFTA sonunu Artvin'de, Kafkas yaylalarında ve Karadeniz'de geçirdim.
Coşkulu, umutlu ve mutluluk verici bir gezi oldu.
İzlenimlerimi hafta sonunda sizlere aktarmaya çalışacağım.
Bugün ise karşılaştığım yüzlerce kişinin kafasındaki siyasi soruları irdelemeye çalışacağım.

***

YALNIZ Ankara ve İstanbul'da değil, Türkiye'nin her köşesinde insanlarımız hükümet ve seçim sorununa kilitlenmiş durumda.
Hayat bir yandan akıp gidiyor ama herkes Ankara'daki siyasi kavgayı büyük bir dikkatle izliyor.
Ne yazık ki hükümet kurmak bir amaç gibi sergilenmeye başlandı.
Daha önce de birkaç kez belirttiğim gibi hükümet kurmak bir amaç değil, olsa olsa araçtır.
Türkiye'nin gittikçe devleşen sorunlarını çözmek için gerekli olan bir araç.
Oysa biz her akşam televizyonların karşısına geçip Ankara'da oturan birkaç beyle hanımın kişisel mücadelelerini, ayakta kalma kavgalarını izliyoruz.
Bir anlamda Brezilya dizisi tiryakiliği gibi bir şey bu.
Kim kiminle görüşmüş, kim kiminle ittifak yapmış, kim kime aşık, kim kimden nefret ediyor, kim alta gitti, kim ayakta kaldı?
Bütün bunları tartışmak Türkiye'nin dış politika sorunlarını çözmüyor.
Yoksulluk sınırında yaşayan 13 milyon insanımıza bir fayda sağlamıyor.
İnsan hakları ihlallerini önlemiyor.
Çarpık yapılaşma sonucunda bo-ğulan kentlerimizi kurtarmıyor.
Tartışmaları bir türlü kişisel düzeyden ya da particilik hesaplarından kurtarıp da sağlıklı zemine oturtamıyoruz.

***

BANA kalırsa önümüzdeki sonbaharda bir seçim olmayacak.
Erbakan - Çiller ikilisinin kendilerini kurtarmak için öne sürdükleri bu formül tutmuyor.
Dolayısıyla olmayacak bir seçim için boşu boşuna tartışıp duruyoruz.
Türkiye'nin bir seçim ortamına kaydığı doğru.
Rejimi yerli yerine oturtmak için daha önce İtalya ve Yunanistan'da görüldüğü gibi belki bir değil, iki erken seçim yapılacak.
Ne var ki bunun yöntemi hükümetin yangından mal kaçırırcasına ilan ettiği bir seçime doludizgin gitmek değil.

***

BU arada seçmene de büyük görev düşüyor.
Her partinin seçmeni kendi liderinden somut projeler istemeli.
Hem de yaşamını bire bir ilgilendiren, ekonomik durumunu, güvenliğini, çocuğunun okulunu, sağlığını etkileyecek projeleri sormalı.
Unutmayın ki Tony Blair yönetimindeki İşçi Partisi, seçimlerden çok önce okul sınıflarında kaç öğrenci bulunduracaklarını bile belirlemiş ve halka ilan etmişti.
Körü körüne particilik denilen illet, Türkiye'nin sorunlarını içinden çıkılmaz hale getirmek üzere.
Hiç olmazsa bundan sonra, uygar bir ülkenin bilinçli yurttaşları gibi kendi yaşamımızla ilgili sorular sormayı öğrenelim.