Gençlerle sürekli yazıştığım, fikirlerini öğrendiğim bir web sitemiz var. “www.livaneli.net” adresindeki site benim hakkımda bilgi vermekten çok, forum bölümüne yazan genç arkadaşların düşüncelerini öğrenmek bakımından ilginç oluyor. Forum köşesinde adeta bir internet ailesi oluştu. Genç arkadaşlarım o kadar güzel şeyler yazıyorlar ki her gün “forum” a göz atmadan edemiyorum. Mesajların bazısı sevindirici bazısı da üzücü. Mesela Selda’nın 7 Nisan’da gönderdiği mesaj beni uzun uzun düşündürdü. Şöyle yazıyordu Selda: “Dün yaşadığım üzücü bir olayı anlatmak istiyorum. Henüz 13 yaşında olan kardeşim okul çıkışı bir grup serseri tarafından tartaklandı. Nedeni hâlâ meçhul. Allah’tan, görenler elebaşının adresini biliyormuş. Annem ve ablam bu olayı çocuğun annesi ve babasıyla görüşmeye gittiler. Üç medeni insan gibi… Ama diğer taraf bizimkileri bin pişman etmiş. Çocuğun annesi bizimkilerin üstüne yürümüş, ağza alınmayacak küfürler savurmuş ve tehdit etmiş. Ağzımızdan ‘hayvan’ kelimesi çıksa bizi acı biberle korkutan annem doğal olarak bu manzarayla karşılaşınca neye uğradığını şaşırmış.” Daha sonra Selda’nın babası kardeşinin morarmış yanağını okşamış ve “Baban da az dayak yemedi bu memlekette!” diyerek teselli etmeye çalışmış. Selda mesajını şöyle bitiriyor: “Böyle olayların kimsenin başına gelmemesini diliyor ve bir an önce daha barışçı, hoşgörülü, kardeşçe yaşadığımız bir Türkiye’ye kavuşmak istiyorum. (Galiba çok şey istedim; belki de imkânsız bir şey.)” İşte Selda’nın mektubu böyle. Giderek vahşileşen, kaba güce tapan Türkiye’de, aile terbiyesi ile yetiştirilen, çevresine saygı gösteren gençlerin durumu çok zor. Çünkü ailelerinden aldıkları “iyi insan olma, kibar davranma” eğitimi sokakla, okulla, maçla, televizyon kültürüyle çelişiyor. En ufak bir kötü sözde ağızlarına acı biber sürülen çocuklar, kavga gürültüyle büyütülmedikleri için yaban ortamlarda savunmasız kalıyorlar. Selda gibi mektup yazan ve şiddetten yakınan gençler çok. Ama bu işin çözümü sadece gençlik sorunlarından değil, ülkenin genel yapılanmasından geçiyor. Şiddet yerine soğukkanlılığı, düşmanlık yerine dostluğu, kavga yerine barışmayı, karşılıklı saygıyı savunan bir kültür oluşturamazsak, kendimize özel bir cehennem yaratmış oluruz. Ve gidiş ne yazık ki bu yönde.
