İkinci Dünya Savaşı’nda Türkiye’ye gelen Alman profesörlere ilgim 1980’lerde yoğunlaşmaya başladı. 1990’da bu konuda bir canlandırmalı belgesel yaptık. O profesörlerin anılarını topladık, çocuklarıyla konuştuk, yaşadıkları yerleri ziyaret ettik. Sonra 95 yılında Stockholm’de Pen Kulüp’ün düzenlediği “Edebiyat ve Sürgün” toplantısında “Erich Auerbach ve Sürgün” adlı bir bildiri sundum. Bütün bu çalışmalar sırasında aklım hep, niye bu alanda hiçbir edebi eser olmadığındaydı. Darülfünun’dan üniversiteye geçişte yer alan ve reformda büyük rol oynayan bu önemli bilim adamları, neden edebiyatın konusu olmamıştı? Profesör Einstein’ın Türk Hükümeti’ne yazdığı mektup, niçin karanlıklara gömülmüştü? Bu konunun edebiyat alanına ilk kez girişi 2003 yılıdır. O yıl, Remzi Kitabevi’nden çıkmış olan “Engereğin Gözündeki Kamaşma” romanımın başında, Einstein’ın Atatürk’e yazdığı mektubu, Almanya’dan gelen profesörleri ve o dönemin olaylarını işledim, Profesör Ludwig Steinfeld adlı bir kurgu kahraman oluşturdum. Nazi baskıları üzerine eşi Hannelore’yi bırakıp İstanbul’a gelen bir Alman hocanın hikâyesiydi bu. Serenad’da çok daha büyük boyutta işlenecek olan “Alman Profesörler” temasının edebiyat dünyasına ilk adım atışı işte böyle oldu.
Açık teşekkür
Her gün siz sevgili okurlarımdan, Serenad’la ilgili onlarca e-posta alıyorum. Heyecanla, sevgiyle, coşkuyla yazılmış mesajlar bunlar. Kiminiz romanı gözyaşları içinde bitirdiğini belirtiyor, kiminiz çok sarsıldığından söz ediyor, kiminiz de “topuz yaptırınca kendini çıplak hissetmeyi” anlatacak kadar kadınları nasıl bilebildiğimi soruyor. Cevap vereyim: Bütün bunlar romancılık sezgisiyle oluyor sevgili okurlar. Hem “kadın” diye bir prototip yok ki! Kadınların da bütün insanlar gibi iyisi kötüsü, âlimi cahili, merhametlisi zalimi, zekisi aptalı var. Mesele kadını değil “insan”ı anlatmak. Ama madem Serenad’ı bu kadar sevdiniz, size iyi haberlerim var. Amerika’daki ve Almanya’daki yayımcılarım kitabı 2012 yazına yetiştirmek için müthiş bir telaş içine girdiler. Diğer ülkelerden de teklifler gelmeye başladı. Öyle sanıyorum ki bu roman, 30 dilde yayımlanan Mutluluk’u da geçecek. Ama her şeyin başı, ana dilimizdeki okur tepkileri. Romanı 15 günde 80.000 rakamına ulaştıran, coşkulu mesajlarıyla onca emek verdiğim romanı yücelten siz sevgili okurlara yürekten teşekkürler.
