YAZILARIMDA genellikle müzik konusuna değinmemeye çalışırım.
Sanki müzik üstüne yazı yazarsam, müzisyenliğimi öne çıkarmış, gazeteye müziği karıştırmış gibi hissederim kendimi.
Bu yüzden yazı ve müzik yaşamımı iki ayrı kişilik gibi götürmeye çaba gösteririm. Ne var ki her kuralın ayrıcalıkları var.
Son zamanlarda elime ulaşan okur mektupları bana müzikle ilgili çok soru, hatta eleştiri yöneltiyor.
Okurları ilgilendiren her konu gibi bu konuda da yazmam gerekiyor.
***
BENİM için okur mektupları çok önemli. O mektupları büyük bir dikkatle okuyor ve kendimi sorgulama olanağı buluyorum.
Mektup yazma inceliği gösteren bazı değerli okurlar, son zamanlarda müziğimde yer alan ses ve enstrüman değişikliğini merak ediyorlar.
Bir okurum beni layık olmadığım övgülere boğduktan sonra, "Yıllar bir çok müzisyeni alıp götürür hatta silerken, sizin dinleyici kitlenizin büyümesi, Anadolu'nun temel ses yapısını keşfetmiş olmanıza bağlı" diyor. Bu görüşünü örneklerle temellendiriyor ve şimdi bu ses yapısını neden değiştirmek istediğimi soruyor.
***
DİNLEYİCİLERİN alıştıkları ve sahip çıktıkları ses yapısını kıskançlıkla korumaya özen gösterdiklerini yıllardır biliyorum.
Ne var ki ben ses araştırmasına ve gözüpek denemelere girmeyi seven bir müzikçiyim.
Bu denemelerin hepsi müthiş riskler içerir ama ben hesaplı kitaplı müzik yapmam.
Ne tutar, ne tutmaz diye de düşünmem. Bestelerim doğrudan doğruya o günkü duygulanmalarımı yansıtır.
***
1973 yılında yayınlanan ilk plağımda, Anadolu'nun neredeyse kaybolmuş olan "bağlama düzeni"ni kullanmış olmam epey ses getirmiş ve bu çalış biçimini tekrar hatırlatmıştım.
1974'teki plağımda sazın yanına flüt eklemem ve üç sazı armonik olarak kullanmam ise ilk başta çok yadırganmış ama sonra kabul görmüştü.
Bir sonraki plakta saz ve flüte, kontrbas ekledim.
1978'de yayınlanan Nazım Türküsü ile büyük orkestraya geçtiğimde, İstanbul'un aydın çevreleri benim "intihar ettiğime" karar verdiler.
Ne var ki halk bu sentezi tuttu ve "Karlı Kayın Ormanı" başta olmak üzere, bütün besteleri toplumsal hafızaya kaydetti.
***
NAZIM bir şiirinde "renkleri yemiş gibi yediğini" söyler.
Benim için de notalar ve sesler böyledir.
Son zamanlarda grubumuza katılmış olan kanun sanatçısı Halil Karaduman'ın olağanüstü virtuoz kalitesi ve klarnette Göksun Çavdar'ın müthiş tekniği ile alışılmadık ses cennetlerine kanat açıyoruz.
***
DEĞERLİ müzik adamı Ferhat Livaneli'yle birlikte yıllardır yeni ses yapıları araştırır, yeni bileşimler zorlarız.
Bu iş fırtınalı bir denize yelken açmaya benziyor. Batıp boğulma tehlikesi var ama sonunda İthaka'ya ulaşmak da mümkün.
"Ben tarzımı buldum, halk da tutuyor. O zaman bunun üzerine kuluçkaya yatayım" demek bana göre değil.
İstanbul konseri
İstanbul'daki dinleyiciler, neden Ankara'daki gibi büyük konserler yapmadığımızı sorarlar.
Bu eksikliği gidermek üzere 20 Temmuz pazar akşamı Fenerbahçe Stadyumu'nda bir konser veriyor ve İstanbullu seyircimizle buluşuyoruz.
Bu konserde daha da ilginç bileşimler denemeye çalışacak ve yeni ses yapılarını beğeninize sunacağız.
Her zaman olduğu gibi son sözü yine siz söyleyeceksiniz.
E mail: livaneli@milliyet.com.tr
