Dünya Değişirken – Zülfü Livaneli
Çocuk on dört yaşında.
Bakışlarına derin bir karanlık yerleşmiş, ağzının şekillenmesine ilkellik damgasını vurmuş.
Sanki suyun altındaymış da çevresinde olup biteni algılayamıyormuş gibi bulanık bulanık bakıyor.
Teyzesinin kızı Sevda’yı arkadaşlarının yardımıyla yatırıp kesmiş.
İki arkadaşı yere yatırıp tutmuşlar, bu da bıçakla o incecik boynu parçalamış.
Yaptığını erkeklik sanıyor.
Üç delikanlının, on altı yaşındaki narin bir kızı yere yatırıp kesmesindeki alçaklığı anlaması mümkün değil.
Eğer karşısındaki on altı yaşındaki narin, dal bedenli Sevda değil de, iri kıyım bir erkek olsaydı, hele bir de silahı bulunsaydı, arkadaşlarıyla birlikte tabanları yağlayıp kaçacaklardı.
Sevda’nın güçsüzlüğü karşısında, kahraman erkek kesilmişler.
***
Öldürme biçiminin iğrençliği dikkatinizi çekiyor mu?
Öfkeyle saplanmış bıçak darbeleri falan değil. Yere yatırıp, kutsal olduğuna inanılan koyun kesme töreni gibi bir kurban ritüeli.
***
Karara göre töreler suçluymuş. Burada, sadist katilin suçunu hafifleten bir ifade var: Sanki o da toplumun ve törelerin bir kurbanı.
Peki neden aynı törelerin içinde yaşayan milyonlarca çocuk bu işi yapmıyor?
Her gençten bir katil yaratabilir misiniz?
12 Eylül öncesi adam öldüren gençlerin çoğunda da aynı ifade vardı: Kavrayışsız, insan acılarına kayıtsız, odun gibi bir anlatım.
İnsanın neredeyse Lombroso ve Ferri’nin suçluluk kuramına inanacağı geliyor.
TÜRK ERKEĞİ DENİLEN BELA KAVRAMI
Diyeceksiniz ki toplumun hiç mi suçu yok?
Bence var ama bu Urfa’nın gelenekleriyle açıklanamaz.
Sevda’nın ölümünde hepimiz suçluyuz.
Sevda’yı hepimiz birden öldürdük.
Politikacı, gazeteci, televizyoncu, filmci, eğitimci, sporcu, türkücü vs. olarak kamuoyunun karşısına çıkanların çoğu, Sevda’nın ölümünden sorumlu.
Çünkü bütün popüler kültür ürünlerimiz “Türk erkeği” adı takılan, kaba, zalim, cahil, görgüsüz ve aslında korkak mahluku yücelten anlatımlarla dolu..
Bakın Yeşilçam filmlerine, bakın televizyon dizilerine… Kahramanların hepsi, kadın kısmına yüz vermeyen, namusu için öldürmeyi göze alan, kadın döven, kendisinden zayıf biri karşısında aslan kesilen ilkel tiplerle dolu değil mi?
Toplumun kahramanları olarak bunlar sunulmuyor mu?
İnsan cinsinin kadın ve erkek diye ikiye ayrılmış oluşundaki doğallığı, “erkeklik” diye yüceltici bir kavramla dejenere eden biz değil miyiz?
Kara bıyıklı, sert bakışlı Anadolu delikanlısını, sırf erkek olduğu için Madam Curie‘den üstün tutan popüler kültürü biz yaratmadık mı?
Kadınlarımıza, “Kanayaklı, kaşık düşmanı, eksik etek, saçı uzun aklı kısa” gibi yüzlerce aşağılayıcı deyimi biz üretmedik mi?
“Vallahi çeker vururum, bana erkek derler” türküleri söylenmiyor mu?
***
Sevda’yı el birliğiyle öldürdük.
Yaşama düşman oluşumuz ve birbirimize eziyet etmeyi yaşam biçimi haline getirişimiz öldürdü bu genç kızı.
Hepimiz suçluyuz!
