Gaziantepli bir emekli öğretmeni andıran babacan suratı ve bize pek aşina olan mimikleriyle Tarık Aziz Roma’da gazetecilerin sorularını cevaplamakta.Türk hükümetine aklını başına alması tavsiyesinde bulunurken, Bulgaristan ve Romanya’yla ilgili sorulara zehir zemberek cevaplar veriyor.”İhtiyacınız varsa savaşa girin ve karşılığında Bush’tan para isteyin!” diyor.Anlamı şu: “Siz bir dilencisiniz, paralı askersiniz.”Aynı anda iki Türk bakan Washington da Bush’la görüşüp para pazarlığı yapmakta.Yani Amerika’nın ileri karakolu olmayı çoktan kabul ettik de şimdi iş bunun pazarlığında.”Aman 14 milyar doları sağlama alalım” diyor bakan.İçimi bir utanç kaplıyor.Düpedüz utanıyorum.Bu politika içime sinmiyor. Eski albümlerdeki aile büyüklerini andıran babacan suratlı Tarık Aziz bunları söylerken pek haklı görünüyor. “Kitle imha silahı yok bizde!” diyor.Onu da yakasından tutup sarsmak geliyor içimden.”Halepçe’de sivilleri, çocukları, bebekleri zehirli gazla öldürmekten utanmadınız mı? Hiç vicdanınız sızlamadı mı? Yüz binlerce Iraklı muhalifi zindanlarda süründüren, işkence yapan, idam eden siz değil misiniz?” demek istiyorum.Ne Saddam içime siniyor, ne Tarık Aziz, ne Irak rejimi.Savaşa karşı olacağım diye bu eli kanlı rejime de arka çıkmak istemiyorum.Televizyon ve gazetelerimizin çoğu, Bush’tan “Başkan Bush” diye sözediyor.Niçin?Liderlere Schröder, Chirac, Putin deniliyor.Şansölye Schröder, Cumhurbaşkanı Chirac, Başkan Putin demiyoruz.O zaman niye “Başkan Bush”?Ona da kısaca Bush diyelim.Yoksa Bush Türkiye’nin de mi başkanı?Açıkçası bu da içime sinmiyor.NATO’nun bazı üyeleri, bir saldırı karşısında Türkiye’yi korumamak için elinden geleni yapmakta.Alçakça bir şey değil de nedir bu?Yıllarca ortak askeri tatbikat yap, aynı askeri cephe içinde ol; şimdi savaş tehdidi karşısında Türkiye’yi yalnız bırakmaya çalış.Bu tavırlan içime sinmiyor, sinmeyecek.Öte yandan Türkiye’nin bir Avrupa Birliği aday ülkesi olarak değil de Amerika’nın ileri karakolu gibi davranması da sakat.İtiraf edeyim ki bunu da içime sindiremiyorum.Son olarak savaş karşıtı gösterilere değineceğim.Paris’te UNESCO Büyükelçileri olarak savaşa karşı bir bildiri yayınladık. Bu bildiri Batı basınında yer aldı.Avrupa Konseyi’nde yapılan savaş aleyhtarı konuşmaları destekledim.Savaşa karşı birçok yazı yazdım.Mecliste de savaşla ilgili her türlü yaptırıma karşı oy vereceğim.Ama “Savaş aleyhtarlığı” Türkiye’de yavaş yavaş bir televole modası olmaya başladı.Ciddi çabalar sürerken, bazıları her konu gibi bu korkunç dramı da magazinleştirmeye ve pay çıkarmaya çalışıyor.Zaten Türkiye’de mankenlerle ilişkilendirilmeyen konu kalmadı.İşte bu da sinmiyor içime.Sinmiyor, sinmiyor!
