Ankara’daki yeniyetme günlerini, delikanlı çağlarını bildiğim birçok insan bugün 60 yaş civarında dolaşıyor. Ya birkaç yaş eksik, ya birkaç yaş fazla. Kimileri bizim gibi 3-4 yıl sonra 60 olacak, kimileri oldu bile. Bu yaşlarda insanların kendileriyle bir hesaplaşmaya girmeleri, “Hayatta bugüne kadar ne yaptım? Bundan sonra ne yapabilirim?” diye sormaları kaçınılmaz. Çünkü doğa, bu yaştaki insanları yavaş yavaş ıskartaya çıkarıyor. “Doğdun, beslendin, büyüdün, türünü devam ettirdin. Artık benim açımdan bir anlamın kalmadı” diyor. Bir gün koluna bir işaret yolluyor, öbür gün bacağına, ertesi gün kalbine, prostatına. Kemik yapını yavaş yavaş çökertiyor. Hayatın bu yeni evresine adım atan insanlar değişik tepkiler veriyorlar. Kimi, fani bir yaratık olduğunun bilincine daha derinden varıyor; çırpınmayı, boş ihtirasları, “Ben senden üstünüm” aptallıklarını terk eden bir olgunluğa bürünüyor. Yaşlılığını huzur içinde geçirmek, kimseyle kavga etmemek, küçük insanların küçük hırslarına gülüp geçivermek yolunu seçiyor. Çevresindeki insanlara daha anlayışlı davranmaya başlıyor, başkalarına faydası dokunsun istiyor. Kimileri ise yaşlanmaya başladıklarını fark ettikleri anda daha bir deliriyorlar. İnsanlar üzerinde üstünlük taslama, daha üst mevkilere tırmanma, daha zengin olma hırsına kapılıyorlar. Osmanlılar bu duyguya “hırs-ı piri” derlerdi. Çevremde “hırs-i piri”ye kapılmaya başlayan insanları görünce onlar adına üzülüyorum. Demek ki çok kötü biçimde yaşlanacaklar, kendileri huzur bulamadıkları gibi kimseye de huzur vermeyecekler, içlerinde taşıdıkları kıskançlık, rekabet, üstünlük cehenneminin ateşi daha da harlanacak diye düşünüyorum. Bırakın be kardeşler! Milyarlarca galaksi içinde Samanyolu’na bağlı güneş sisteminin minicik bir zerresi olan Dünya üzerinde İstanbul-Ankara denilen şehirlerde beş-on yıl emir verdiniz, büyük arabaya bindiniz, insanları korkuttunuz da ne oldu? Ve bundan sonra ne olabilir? Hem afra tafra satmak için bu kadar sıkıntıya değer mi? İnsanlara yardım etmek ve iyi bir biçimde anılmak hepsinden güzel değil mi?
