Zekâyı “yeni durumlara uyum gösterme yeteneği” diye tarif edenler vardır. Bana göre bu yetenek zekâ değil olsa olsa “kurnazlık” olarak tanımlanmalı. Yolun boş tarafında yürüme ya da kuyrukta öne geçme türünden bir uyum yeteneği bu. Zeki adamlar kurnaz değildir. “Yeni durumlara” kolay kolay uyum gösteremezler. Ömürleri; aileye, okula, işyerine, kurumlara ve devlete kafa tutmakla geçer. Beyinsel ve duygusal zekâları onları sürüdeki kara koyun haline getirir. Bernard Shaw adlı dahi bunun en iyi örneklerinden birisi. Bakın neler diyor: “Basın oyun yazarlarını öldürebilse, daha yirmi yıl önce ölmüş biri olurdum.” “Bir dram ozanının sanatı, yurtseverlik nedir bilmez.” “Sanatçıların sezgileriyle buldukları tüm gerçekleri, bilgin denilenler budalaca bir didinmeyle yeniden ortaya çıkarırlar; uzun süre sonra.” “Gazetecilik, bir bisiklet kazasıyla uygarlığın çöküşünü birbirinden ayıramayan bir alandır.” “Dans etmek, yatay bir isteğin dikey anlatımıdır.” “Okul çocuğu iken ıslah olmaz bir aylak, bir haylazdım ve bundan onur duyuyorum.” Son alıntı Türkiye’deki bir modayla ilgili: Entelektüel birikimi olan ve gençliklerini incelmiş sanat yapıtlarıyla geçiren bazı arkadaşlar, şimdi kitle kültürünün kaba zaferine teslim oluyor ve ömrünü arabesk-taverna-popüler-lumpen kültür ekseninde sürdürme rahatlamasına sığınıyor. Bakın ihtiyar Shaw ise neler diyor: Popüler sanat denen şeye karşı hoşgörüm yok, popüler ahlâka saygım yok, popüler dine inancım yok, popüler kahramanlığa hayranlığım yok.” Shaw’un görüşlerine katılmayabilir, hatta onu aşırı bulabilirsiniz ama o sivri diliyle bizi sarsmak, uyarmak, aptallık rehavetinden ve alışılmış olanın basmakalıp kolaylığından korumak istiyor. Bu yüzden de gerçek bir dahi.