Bu dünyada altı milyardan fazla insan soluk alıp veriyor. Savaşları çıkaran, politik kavgalara girişen, çalan çırpan, şöhret olmak için çırpınan, kavga eden, birbirinin ağzını yüzünü dağıtan; sevişen, kıskanan, cinayet işleyen, para kazanan, ben senden üstünüm diye böbürlenen, işkence yapan ve adına insan denilen canlı türü, altı milyarı aşkın. Yaklaşık seksen yıl sonra bu altı milyardan kimse kalmayacak dünya yüzünde. Çok uzun yaşamayı beceren küçük bir azınlık hariç herkes silinip gidecek. Üç beş yıl sonra onlar da kalmayacak dünyada. Yani bu altı milyar gidecek, yerine başka bir altı-yedi milyar gelecek. Onlar da aynen bizim yaptığımız gibi birbirleriyle rekabete girişecek, savaşacak, ben senden üstünüm cakalanmalarıyla oyalanacak. Ya sonra? Sonra onlar da çekip gidecekler. Yüz atmış yıl sonra dünya iki kere tamamen boşalıp, yeniden dolmuş olacak. Ondan sonra gelsin yine ihtiraslar, aşklar, kıskançlıklar, zengin olma çılgınlıkları. Dünyanın bu boyutunu kavrama kapasitesine sahip olan insanlar, hayatı başka türlü yaşarlar. Daha yüksek bir bilince erişirler. Dostluğun, iyi bir isim bırakmanın, sanatın, felsefenin tadına varırlar. Bazı kakavanlar ise son nefesine kadar anlamaz bunu. Hırs içinde çırpınıp dururlar. Hayatları dedikodu, kıskançlık, düşmanlık, ona buna çamur atma, karalama, yalan söyleme ve türlü çeşitli entrika çevirerek başarılı olma üzerine kuruludur. Oysa nedir ki başarı? Schoppenhauer der ki: “İnsanların mutluluğu, çayırda neşe içinde atlayıp zıplayan koyun ve kuzularınkine benzer. Oysa kenarda duran bir kasap hepsini gözden geçirip hangi kuzuyu seçeceğini düşünmektedir.” Bence bu karamsarlık değil, gerçekçilik. Mesela George W. Bush adlı insanoğlu, bu bilince yükselebilse hayatını başka türlü yaşardı. Dünyaya da bu kadar zararı dokunmazdı. İnsanoğlunun bu kadar hırslı olmasını anlayamıyorum. Biliyorum ki bu yazıyı da olgun, iyi niyetli ve merhametli insanlar kavrayabilir. Ötekiler ise şairin dediği gibi “Bu dünyaya hayvan gelir, bön gider.”