Türkiye'de "demokrasi" kavramı, batıdaki tanımına uymaz.
Bir İngiliz ve bir Türk, "demokrasi" dedikleri zaman ayrı şeyleri kastederler.
Batıda "demokrasi", halkın yönetime katılması anlamına gelir. Türkiye'de ise devletin halka karşı korunmasının özlü ifadesidir.
Siyasetçilerimizdeki yaygın anlayışa göre, partilerin açık olması, parlamentonun işlemesi ve seçimlerin yapılması Türkiye'yi demokratik saymak için yeterlidir.

Oysa demokrasi parlamentonun içinde ve dışında yer alan siyasi ve iktisadi güçlerin, birbirini denetlediği bir dengenin kurulmasıdır.

Türkiye'de politika yapmak, trene binmek gibidir.
Bir tren İstanbul'dan kalkar ve Kurtalan'a varır. Eğer bu trene binerseniz, politika yapmaya başlamış olursunuz. Kurtalan'a gitmekten başka bir çareniz yoktur. Size ait bir politik anlayışa sahip olmanız mümkün değildir. Liderin dediklerini onaylayarak sakince size ayrılmış koltukta oturmak ve Kurtalan'a varmayı beklemektir kaderiniz.
Eğer bir başka trene binmişseniz, Erzurum'a varacaksınız demektir. Bu trende de fazla bir müdahele şansınız yoktur. Geçeceğiniz raylar önceden döşenmiştir.
Bu iki ana tren hattına ek olarak belki İstanbul'dan kalkıp Balıkesir'e varan trenler bulabilir ya da banliyö trenlerine binebilirsiniz.
Ama sonuç aynıdır. Trenler siz olmasanız da kendi bildikleri yönlere giderler.
Size, bir tren yolcusu olmaktan başka seçenek kalmamıştır.

Politika yapmak isteyen kişi önce istasyondaki tabelaları okur. Sonunda ya ANAP trenine biner, ya DYP trenine... Daha değişik düşünceleri olanlar SHP trenine de atlayabilirler.
Ama hiç bir zaman kendilerine ait bir dünya görüşünü geçerli kılamazlar.

Oysa demokratik ülkelerde siyaset "tren"lere göre değil, "trend"lere göre yapılır.

Bu sistemin siyasetçi açısından yararları da yok değil.
Eğer bindiğiniz trende makiniste yakın bir yer kapabilmişseniz, yükselme şansınız çoktur.
Bir bakarsınız ki siyaset "karakucağı” sizi hiç ummadığınız noktalara getirivermiş.
Mesela, seçimlerden önce adı etrafında çok spekülasyon yapılmış genç bir iş adamı DYP'ye girmiş olsa bugün kendini başbakan olarak bulurdu.
Ya da Tansu Çiller ani bir kararla DYP trenine binmeseydi, bugün bir ekonomi profesörü olarak mevcut hükümetin ekonomik politikalarını eleştiren yazılar yazardı.
Bu yüzden tren yolcularına iyi bakın!
Aralarında ne bakanlar, başbakanlar ve cumhurbaşkanları var!
Ama hiç birinin gücü, trenin rotasında bir değişiklik yapmaya yetmez.