Dünya Değişirken – Zülfü Livaneli

Anlaşılan Ecevit‘in “kahveleri tarayanlarla, gösteri düzenleyenlerin aynı kişi olabileceği” açıklamasını vurgulamamız Sayın Ecevit ve adamlarını topyekun harekata zorlamış.
Özellikle Ecevit’ten çok Ecevit’çi olanlar, terbiye sınırlarını aşan saldırılar yapıyorlar.
Herkesin bildiği gibi ben hakarete uğrasam bile, bu düzeyde tartışmam.
O beylere, efendiliklerini korumalarını öneriyorum.

***

Ecevit‘in yaptığı açıklamayı ben uydurmadım.
Televizyon haberlerinde dinledim.
Konuşmasının bant çözümünde şu satırlar yer alıyor:
“İlk kışkırtıcı saldırıyı yapanlarla, yani Alevi yurttaşlarımızın devam ettikleri kahvehaneleri ve pastaneyi tarayanlarla, buna karşı uyanan kitlesel tepkiyi istismar edenler aynı odaklardan kaynaklanıyor da olabilirler… Nereden bu varsayımı düşünüyorum? Çünkü kahvehanelere yapılan saldırılar karşısında tepkileri yönlendiren kimseler güvenlik güçlerinden bile daha erken olay yerine varmışlardır…”
Demek ki Ecevit elinde yeterli bilgi olmadan, erken bir açıklamayla bu sözleri söylemiş.
Ben bu kadar erken tahminlerde bulunmayı, bir saplantıyla açıklıyorum.
Ecevit‘in aklına neden sağcı teröristler gelmiyor?
Türkiye’de hiç sağcı terör örgütü yokmuş gibi, Alevi kahvelerinin taranmasını hemen solun üstüne yıkmaya çalışmanın insafla bağdaşır tarafı yok.
Aslında işin kökü daha derinlerde:
Bir gazete yazısına bu kadar büyük tepki gösterilmez.

TEPKİNİN NEDENİ SİYASETTİR!

Pazartesi günü Gaziosmanpaşa‘da (elimde olmadan) halkın sevgi gösterisiyle karşılaşmam ve aynı gün Sayın Ecevit‘in başına tatsız şeylerin gelmesi bir çok çevreyi alarma geçirdi.
Seçim ortamına yaklaşıldığı bir dönemde beni “muhtemel” bir siyasi rakip gibi gördüler.
Zaten İstanbul İl Başkanının açıklamasında bu açık açık söyleniyor.
DSP’nin kaygısı şu:
27 Mart seçimleri öncesinde bütün kamuoyu araştırmaları DSP’yi solun birinci partisi olarak gösteriyordu. Biz işin içine girdikten sonra durum değişti ve bütün yüklenmelerine rağmen Belediye Başkanlığı oylarında SHP’nin 8 puan gerisine yerleştiler.
Şimdi de aynı şeyden korkup, benim her hareketimi siyasi yatırım olarak yorumluyorlar.

***

Oysa ben siyasetin içinde değilim ve hiç bir siyasi amaç taşımıyorum.
Gaziosmanpaşa’da halkla kucaklaşmamız, bir sanatçıyla onu sevenlerin buluşmasıdır.
Oradaki gençlerin hepsi benim türkülerimle büyümüştür.
Yüreklerimiz birlikte çarpıyor. Halkla aramızdaki gönül bağını uzun uzadıya anlatmaya gerek yok.
Sayın Ecevit bir siyasi liderdir, ben ise sanatçı ve yazarım.
Bu bakımdan onu eleştirmeme, bir siyasi kavga gibi bakmak yanlıştır.

***

Olayı çarpıtmak isteyenlere karşı Gaziosmanpaşa’ya gidişimi bir kaç cümleyle özetlemek istiyorum.
Pazartesi öğle vakti Gaziosmanpaşa’ya Yalçın Doğan, Umur Talu ve fotoğrafçı arkadaşımız Yalçın Çınar‘la birlikte gittik. Amacımız olay yerini görmek ve izlenim yazmaktı. Acılı dostlara destek olmak arzusu da vardı içimde.
Bir polis barikatı gördük ve kenardaki boşluktan geçtik.
Birdenbire binlerce kişilik bir kitle çıktı karşımıza ve daha ne olduğunu anlayamadan alkış başladı ve gelip beni omuzlarına alarak, halkın içine götürdüler.
Bir yandan da “Halkçı Zülfü!” diye sloganlar patlıyordu.
Hayatımın en büyük şaşkınlık anlarından birini yaşadım. Yüzlerce fotoğrafçı ve televizyon kamerası bu olayı çekiyordu.
Daha sonra büyük bir kalabalık beni sevgi gösterileriyle mahallenin üst kesimlerine doğru götürdü.
Yolda konuştuğum gençlere Ecevit‘in gelip gelmediğini sordum. Çünkü böyle bir söylenti kulağıma çalınmıştı.
Gençler “O buraya gelemez!” dediler ve burada tekrarlamak istemediğim ağır sıfatlar kullandılar.
Sokak barikatlarının arkasına geçtik, kurşunlanmış kahveyi ziyaret ettik ve derneğe gittik.
Anlattıklarım bir saatten fazla sürdü.
Daha sonra dernek başkanlarıyla toplantı yaptık. Sokakta ve dernekte herkes polisin çekilmesini istiyor, askere razı olduklarını belirtiyorlardı.
Kendi aramızda bir iş bölümü yaptık. Ben gazeteye gidip Ankara’yı, yetkili kişileri arayıp durumu anlatmayı önerdim. Onlar da kitleyi yatıştıracaklardı.
Bunun üzerine dışarı çıktık. Büyük bir kitle vardı. Ortadaki kırmızı aracın üstüne çıkardılar beni. Mikrofonla, herkesi kışkırtmalara kapılmamaya ve sakin olmaya çağırdım. Bu çağrım, binlerce kişinin alkışıyla karşılaşırken beş on kişilik bir grubun tepki göstermesine neden oldu. Elleriyle “in aşağı” işareti yaptılar. İlk günkü yazımda bunu belirttim.
Konuşmamı bitirdikten sonra herkesle vedalaşarak, sarılıp öpüşerek, sağladıkları araca bindim ve gazeteye geldim.
Oraya dönmemi istiyorlardı. Ben de yazıdan ve telefonlardan sonra gitmeyi denedim ama sokağa çıkma yasağı yüzünden ulaşamadım.
Şimdi bu olayı çarpıtıp, “insanların sırtına binip resim çektirdiğim” ya da “herkesin birlikte yuhalandığı” gibi bir rahatlamaya sığınmak istiyorlar.
Ecevit sempatizanı muhtar vekili beni de “dışlananlar” arasında saymaya kalkıyor. Oysa ben dışlanmadım, tam tersine 1.5 saat boyunca kitle tarafından “içlendim.”
Yüzlerce gazeteci bunun tanığıdır.

***

Ayrıca bütün bunların hiç önemi yok.
İnsanların öldüğü bir yerde kim kovuldu, kim alkışlandı hesabı yapmak ve bu konuda yalanlar söylemek ayıptır.
Sevgili DSP’liler: Benden korkmayın. Halkla aramızdaki sevgi bağını yanlış yorumlamayın, anlamaya çalışın.
Unutmayın ki ben sizin rakibiniz değil, sizleri de seven bir sanatçıyım.
Gelin hep birlikte Gaziosmanpaşa halkı üzerine oynanan oyunları bozalım. Hükümetin yanlışlarını sergileyelim ve öldürülmüş masum insanların katillerini bulalım.