New York Times Gazetesi’nin dünkü sayısında “şöhret” üzerine çok ilginç bir makale okudum. Psikologlar, bazı insanlardaki şöhret ihtiyacının nereden kaynaklandığını araştırmış ve ilginç sonuçlara varmış. Fark edilmek, sevilmek, istenmek, dikkate alınmak; bir odaya girince bütün bakışların üzerine çevrilmesi, konuşmaların kesilmesi, başkalarının gözünde kıvılcımlar çakması, bazı insanlara uyuşturucu gibi sahte bir mutluluk duygusu veriyor ve onları esir ediyor.

Araştırmalar insanların yüzde 30’unun düzenli olarak her gün meşhur olma hayali kurduğunu, yüzde 40’ının ise kısa bir süreliğine bile olsa bir gün meşhur olmayı beklediğini gösteriyor. Bu şöhret, Andy Warhol’un dediği gibi 15 dakikalığına bile olsa herkesin gözünü kamaştıracak nitelikte. Acaba bu istek, bazı psikologların düşündüğü gibi hayata bir anlam katmak ya da ölüme çare bulmak gibi olanaksız çabaların ürünü mü? Gündelik hayattaki sorunları unutturan bir çeşit hap mı?

Bence bu duyguyu, yaratma sancısı çeken büyük sanatçı, bilim adamı ve düşünürlerin ürün vermeleriyle karıştırmamak gerekir. Sokrates herhalde meşhur olmak için konuşmamıştı insanlarla. Tolstoy, Çehov gibi yazarlar şöhret için yazmamışlardı. Yunus Emre’nin yüreğinin şöhret hırsıyla kavrulduğunu kimse söyleyemez. Ya da Mevlânâ’nın böyle bir duyguya kapıldığını. Herkes tarafından sevilmek, alkışlanmak, öpücüklere boğulmak hatta omuzlara alınmak ihtiyacı daha çok politikacılarda ve sahne artistlerinde görülür. De Gaulle’ün her gün “kalabalık banyosu” yapma ihtiyacında olduğu anlatılırdı. Bizde de birçok politikacı gündelik gıdasını ve enerjisini, sonu gelmez görüşmelerden alıyor. Emekli olunca da “meydanları özlüyor.” Bu bir yaşam biçimi. Gövdeye adrenalin pompalamanın bir yolu. Ve insan bir kez alışmayagörsün, her gün aynı adrenalinin pompalanması gerekiyor. Bu kişiler yalnız kalmayı sevmiyor, yemeklerini hep kalabalıklarla yiyor, durmadan konuşuyor, anlatıyor. Çevrelerinde sürekli bir hayran grubuna ihtiyaçları var. Her dediklerini onaylayacak, basmakalıp düşüncelerini harika bulacak, şakalarına el çırparak gülecek ve “siz hep haklı çıktınız efendim” diyecek bir gruba. Oysa bir şeyi çok iyi biliyorum ki şöhretle mutluluk, kar ve ateş gibi. İkisi bir arada var olamıyor. Ya kendinizi o sahte dünyanın, gerçek olmayan fantezisine teslim edeceksiniz ya da geri çekilip hayatın anlamını ve mutluluğu kendi kendinize arayacaksınız.