Dikkatinizden kaçmıyordur sanırım. Şu sıralar Deniz Baykal’a karşı bir eleştiri kampanyası başlatıldı. Deniz Baykal ve İsmail Cem’in temsil ettikleri “yeni sol” güçlendikçe bu kampanyanın boyutları da genişliyor ve kullanılan dilin hırçınlık dozu artıyor

Bunun görünürdeki sebebi, Baykal ve Cem’in “Değişim” adlı bir broşürde açıkladıkları yeni sol görüşler. Ama bu sadece buzdağının görünürdeki parçası. Eleştirilerin altında, Baykal, Cem ve arkadaşlarının SHP yönetimine talip olmaları ve bu konuda destek bulmaları yatıyor.

Baykal’ın suçu nedir?

Sanık sandalyesine oturtulmak istenen Deniz Baykal’la ilgili ve tam il-ilçe kongreleri döneminde yoğunluk kazanan suçlama dedikodu ve karalamaların özeti şöyle:

“Baykal grupçuluk yapıyor ve partiye lider olmak istiyor”. Bütün dedikodu ve saldırı kampanyalarından bağımsız olarak, serinkanlılıkla düşünelim:

Ömrünü politikaya adamış bir kişi için partisinin yönetimine talip olmak suç mudur? Partide kendisini genel başkan olarak görmek isteyen kişi ve grupların varlığı nasıl bir suçlama nedeni oluşturabilir? Modern ve dürüst bir siyasi yaşamda kimi politikacılar bazı görevlere aday olurlar ve sonuçlar kongrelerde belirlenir. Bu uygar ve demokratik yarışı, şark kurnazlıkları, dedikodular ve kara çalmalarla önlemeye çalışmak sol düşünceye bir yarar getirmez. Türkiye’de sol geleneğin durmadan birbirleriyle uğraşan, esas düşman olarak bir başka sol anlayışı karşısına alan hastalıklı alışkanlığını terk etmek gerekiyor. Deniz Baykal ya da bir başka partiliyi “Genel başkan olmak istiyor!” diye kınamak, bir siyasi partiyi “Bu partinin gizli amacı iktidara gelmektir!” diye suçlamaya benzer. Sayın Erdal ve Sevinç İnönü yıllara dayanan bir dostluğun verdiği güvenle en sevdiğim ve saydığım kişiler Erdal İnönü’nün “rafine” dünya görüşü ve gelişmiş demokratik anlayışıyla parti içindeki bu yarışı olağan karşılaması gerektiğine inanıyorum. Yalnız Erdal İnönü’nün bu demokratik ve olgun görüntüsünü zedeleyen bazı gelişmeler karşısında neden sessiz kaldığını anlayamıyorum. Örneğin Kongre iptalleri ve üye yazımının bilinen numaralarının yanısıra Deniz Baykal’ın bir eski genel sekreter olarak resminin asılmayışına neden müdahale etmiyor? Parti içindeki demokratik tutumumuz Türkiye’deki demokrasi sorununu nasıl gördüğümüze bir örnek oluşturmaz mı?

NOT: Okuyuculardan gelen istekler üzerine bu köşedekı yazılar haftada dörde çıktı Bundan böyle pazartesi, çarşamba cuma ve pazar günleri sizlerle birlikte olacağız. Yarın bu konuya devam edeceğim.