Günlerdir kamuoyunun ve basının ilgi odağı haline gelen ANAP kongresi sonuçlandı ve Mesut Yilmaz genel başkan seçildi. Kongre Cumartesi akşamı bütün Türkiye’de heyecanla izlendi ve çeşitli öngörülerde bulunuldu. Sonuç çeşitli kesimler tarafından değişik tepkilerle karşılandı. Sevinenler, üzülenler, şaşıranlar oldu. Şimdi Türkiye’de Mesut Yilmaz dönemi başlıyor. Mesut Yılmaz’ın seçildikten sonra yaptığı ilk konuşmada söylediği gibi yeni başbakandan ve yeni hükümetten bir mucize beklemek imkansız. Çünkü bu sonuç ANAP içinde bir zaferi yansıtsa da halkın güvenini yitirmiş bir azınlık partisine dayanmaktadır. Sadece bu görev değişikliğinin ANAP imajını değiştirmesi ve yıpranmış olan partiyi geniş kitlelere kabul ettirmesi beklenemez. 1991 yılıyla ilgili ekonomik darboğaz öngörüleri, sokaktaki yüzbinlerce işçinin ayak sesi ,halkın içine düştüğü geçim sıkıntısı daha ilk günden hükümeti terletmeye başlayacaktır. Buna bir de iç ve dış terörü, Kıbrıs ve Ortadoğu sorunlarını ekleyin.
Pandoranın Kutusundan çıkmışa benzeyen bütün bu kötümser tahminlerin bir tek çözümü olduğu kanısındayız. Yeni hükümetin alabileceği en doğru karar, bir “erken seçim” kararı olacaktır.
Mesut Yılmaz Türkiye’ye bir “erken seçim” hediye etmelidir. LENİNGRAD-PETERSBURG İnanılmaz günler yaşıyoruz. Leningrad adı, halk oylamasıyla St. Petersburg olarak değişiyor. Dostoyevski’nin romanlarından tanıdığımız bu gizemli şehirden Lenin’in adı silinecek. Hem de Leningradlıların isteğiyle…


Sürgünde yaşayan romancı Solzenitsin, Sankt Petersburg adının almanca olduğunu, daha eskiye yani Petrograd adına dönülmesi gerektiğini savunuyor.Böylece şehir, Rusların Büyük Petro, bizim Deli Petro dediğimiz çarın adıyla anılmaya başlanıyor. Şehirlerin, devletlerin ve partilerin adları değişmekte… İdeolojiler yıkılıyor, yerlerine yeni ideolojiler geliyor ve yeniden çiziliyor sınırlar. Ama değişmeyen tek şey insan acıları. Yıkılan, sürülen, zulmedilen, yerinden yurdundan olan insan yığınlan bu değişimlerin bedelini ödüyor.

Peter Ustinov annesinin Petersburg anısını anlatmıştı; Sovyetler Birliği’nden ayrılan kadın, çıkış formunu doldururken, hangi şehirden olduğu sorusunu St. Petersburg diye cevaplamıştı. Gümrük polisleri”Böyle bir şehir yok” demişlerdi. Çünkü şehrin adı Leningrad olarak değiştirilmişti. Ustinov’un annesi ise sonuna kadar direnmiş ve doğup büyüdüğü şehrin adımı savunmuştu: “Benim şehrimin adı St.Petersburg’dur.” Kim bilir, belki de önümüzdeki günlerde inançlı bir komünist de Petersburg adını reddedecek ve “Benim doğup büyüdüğüm şehir Leningrad’dır. Ben Leningradlıyım” diyecektir. Peter Ustinov aynı şeyin yıllar sonra kendi başına geldiğini anlatıyor:
Amerika Birleşik Devletleri’ne giriş formu doldururken, siyah mı beyaz mi olduğu sorusunu “Pembe”diye cevaplamıştı.”Böyle cevap olmaz”demişti görevli. “Siyah ya da beyaz diye dolduracaksın.” Ustinov, “Ama gerçeği görüyorsun” demişti. “Benim cildim ne siyah ne de beyaz. Pespembe…” Görevli Ustinov’un gerçekten de pembe olan cildiyle değil, elindeki talimatnameyle ilgiliydi. Tartışma nasıl sonuçlandı bilmiyorum. Ama bildiğim şey bürokrasinin gerçeğe karşı olduğu
Gerçek pespembe olsa bile…