Turgut Özakman’ın kitabında maceraları anlatılan çılgın Türkler biraz yılgınlaştı galiba. Çünkü bugün işler daha karışık. Hiçbir şey siyah beyaz değil. Memleketi istila etmiş yabancı ordular yok. Bunun yerine bin bir gizli hesap, anlaması zor tuzaklar ve acısı yirmi yıl sonra çıkacak girişimler var. Ülkeyi kabak gibi soyan mütareke zenginleri yok, daha usturuplu hortumcular var. Eline yeşil bayrak alıp “Deccal kahrolsun!” diye yürüyenler yok, laik rejimi çökertmek isteyen daha tehlikeli ve sinsi girişimler var. Bütün bunların doğal sonucu olarak da çılgın Türkler, yılgın Türklere dönüştü. Nasıl dönüşmesin ki! Dünya sistemi bu sefer Türkiye’yi çok daha ustaca kontrol ediyor ve hiç açık vermiyor. Soygunlar çok daha incelmiş yöntemlerle yapılıyor. Siyasetçi sınıfı daha pişkin, daha sinsi. Damat Ferit gibi düşünenler bile kendilerini Millici gibi sunmayı başarıyor. Kısacası işler çok karışık. Halk bir zulüm ve soygun rejiminden kurtulmak isteyerek her seçimde palamut sürüsü gibi oradan buraya dönüyor. Hiç palamut sürüsü gördünüz mü? Denizin içinde binlercesi bir anda çark eder ve başka bir yere yönelirler; daha sonra da bambaşka bir yöne. Bizim seçimlerde de durum aynen palamut sürüsünün ani hareketlerine benzedi. Seçmen kitlesi, bir önceki seçimde iktidar yaptığı partileri perişan ediyor. Pahalılıktan, soygundan kurtulmak için önüne ilk çıkan dala sarılıyor ama nafile. Ankara siyasetinin temel dinamikleri değişmiyor. Nedir bu temel dinamikler:Genel başkan diktatörlüğü, zıt gibi görünen partiler arasında al gülüm ver gülüm oyunları, ayakları baş başları ayak yapma dalaverası, nalıncı keseri gibi hep kendine yontma alışkanlığı, kadrolaşma ve kendisiyle birlikte yandaşlarını zengin etme ihtirası. İşte her dönemde olup biten bu. İktidara sağcı, solcu, milliyetçi, liberal, dinci adlarının takılması hiçbir şeyi değiştirmiyor. Yılgın Türkler ise hesap sormayı unuttu artık, skandallara soygunlara alıştılar. Baksanıza bir milletvekili çıkıp, dokunulmazlıkların kaldırılmasını isteyen Cumhurbaşkanı’na “Yersen!” diye münasebetsiz bir cevap verebiliyor. Kıyamet de kopmuyor. Çünkü halk tükenmiş, tepkiler bitmiş.
Yılgın Türkler bir gün yeniden çılgınlaşıp da “Milletvekili dokunulmazlığını kaldırmayan partiye benden oy yok kardeşim!” dese, diyebilse ve sözünü tutabilse belki birçok şey değişecek,”Delege ağalığı ile rodeocu gibi partinin başında kalarak rakip partiyle anlaşan genel başkanlara oy vermem!” sözünü kararlılıkla haykırabilse belki bu “makûs talih”i kırabileceğiz. Ama şimdilik bunlar ufukta görünmüyor. Çünkü artık herkes perişan, herkes yılgın.
