Dün sabah Hürriyet gazetesini elime alınca şaşkınlıkla sevinç arası bir noktaya sürük-
lendim. Çünkü büyük gazetelerin birinci sayfalarında, iri göğüslü mankenlere ayrılmış sağ
üst köşede Nazım Hikmet'in resmi duruyordu.
Koca şair elini şakağına koymuş, muzip bir gü-
lümsemeyle bakıyordu Türkiye'ye.

Gurbetteki ölümünden bunca yıl sonra,
99. doğum yıldönümünde şiirin zaferini kanıt-
lar gibiydi duruşuyla.
Onun altında manken Deniz Akkaya, futbol-
cu Lucescu ve Fatih Terim sıralanıyordu.

★★★

"İşte özlediğimiz şey bu!" diye düşünme-
Özlediğimiz şey, bu toplumda sarsılmış olan
değerler hiyerarşisinin yerli yerine konmasıydı.
Hayatımızda her şeyin bir yeri vardı doğrusu:
Ekonomi, siyaset, bilim, şiir, edebiyat, magazin,
eğlence, spor, cinsellik, dedikodu vs.
Bunların hepsi insana ait özelliklerdi ve hiçbiri
yabancı değildi bize.
Bir kitle gazetesi elbette menkenle de ilgilene-
cekti, seksle de siyasetle de...
Ama bu dengeler aşırı derecede bozulup da,
beyin ürünleri toplumun ilgi alanının dışına itilince
karmaşa başlıyordu.
İnsanların televizyonlara itirazı da burada
odaklanıyordu işte.
Etiler'deki bar eğlenceleri de yaşamın gerçe-
ğiydi ama bu durum, evine çekilmiş iki büyük şa-
irimizin Fazıl Hüsnü Dağlarca ve Melih Cev-
det Anday'ın dışlanmasını gerektirmiyordu ki.
O "yalan dünya"nın aktörleri ve aktrisleri bir
iki yıl içinde geçip gideceklerdi bu sahneden ama
50 yıla dayanmış şairlerimiz, gelecek yüzyıllarda da
bu toplumun baştacı olmaya devam edeceklerdi.
İşte sürmanşetten bize bakan Nazım, bunun
için sevindiriyordu beni.
Değerlerin yerli yerine konmasının huzuru
kaplıyordu içimi.

★★★

Bu huzuru kimse ideolojik bir çarpıtmaya uğ-
ratmasın. Nazım yerine bir başka şairimiz de o
köşede yer alsa aynı sevinci duyardım.
Çünkü soğuk savaş koşullarında hapsedilmiş
ve ülkesini terk etmek zorunda bırakılmış Na-
zım'ın en büyük özelliği siyasi kimliği değil; büyük
bir şair oluşuydu.
Fazla söze gerek yok: Sovyetler Birliği
yıkıldı, izi kalmadı ama Nazım'ın dizeleri dim-
dik ayakta.
Çünkü o ideolojileri aşan bir sezginin şairiydi,
şairin hasıydı.

★★★

2002 yılı, yani Nazım Hikmet'in 100'üncü
doğum yıldönümü "Nazım Yılı" olarak kut-
lanacak.
UNESCO'nun da 2002'yi "Nazım Yılı" ilan
edeceğine inanıyorum.
Keşke yaşayan ve ölmüş şairlerimizle kavga et-
meyi bıraksak da bu toplumdaki değerler hiyerar-
şisini daha fazla sarsmasak.
Bırakın Nazım Hikmet'i, 16 yüzyıldaki Pir
Sultan Abdal'la bile çarpışan zihniyet ancak
"cehalet"le nitelendirilebilir.
Kral Edward, Kraliçe Victoria, Eliza-
beth, Newton, Darwin, Amiral Nelson,
Wellington, Churchill gibi şahsiyetleri du-
rurken, "Bin yılın en önemli İngiliz'i" ola-
rak Shakespeare'i seçen İngilizler acaba ne
yapmaya çalışıyor?
Bunu düşünmekte yarar yok mu?