SUSURLUK sanıklarının tahliye edilmesi nasıl yorumlanmalı?
Dostu ağlatan, düşmanı sevindiren bir karar mı bu?
Yoksa Deniz Baykal'ın sözlerinde ifadesini bulan ve milyonlarca insanın televizyon haberlerini izlerken tekrarladığı "yazıklar olsun!" deyimini mi kullanmalı?
Tahliye kararını, Tansu Çiller'in sevincini ölçü alarak mı yorumlamalı?
***
BİR başka yorum da şu: Devletin yargı organı, yürütme ve yasama organına dönüp; "Sen görevini yaptın mı ki benden de görev bekliyorsun?" diye soruyor.
Daha açık bir ifadeyle yargıçlar Meclis'e ve hükümete "Benim önümdeki sanıklar emir kulu olduklarını ve üstlerinin verdiği emri uyguladıklarını söylüyorlar. Amirleri ise dokunulmazlık zırhı altında. Sen dokunulmazlıkları kaldırıp adalete yardımcı olmazsan, adalet de tek başına bu sorumluluğu kaldıramaz!" diyorlar.
Burada devletin aczi ve inanılmaz zaafı ortaya çıkıyor.
Susurluk skandalı dolayısıyla kamuoyunda yankılanan isimlerin kimi Meclis, kimi de garnizon koruması altında.
Hiçbiri çıkıp da "Benim veremeyecek bir hesabım yoktur. Yargılanmak istiyorum" diyemiyor.
Bu işin gerekçesi ise "Tencere dibin kara, seninki benden kara!" mantığı.
Böylece devlet şaibe altında kalıyor.
Devlet organize biçimde suç işledi, adam öldürdü, suikast tertipledi ve bu kirli işlerde, aranan suçluları kullandı iddiaları doğrulanıyor.
Devleti bu ağır ithamdan kurtarmak isteyen kişi ve kurumlar Susurluk sanıklarının doğru dürüst yargılanmasını sağlamakla yükümlü.
Yoksa uluslararası planda suçu kabul etmiş oluyor.
***
SUSURLUK sanıklarını gizleyerek devleti koruduklarını sananlar büyük yanılgı içindeler.
Çünkü suç devletin tümüne bulaşıyor.
Cumhurbaşkanı Demirel'in her zaman tekrarladığı ve "Devlet suçlu olamaz. Devlet içinde suç işleyen kişi varsa cezalandırılır!" iddiası tersine dönüyor ve "Devlet karanlık işlerin içinde-dir. Kendisi adına suç işleyeni korur!" ilkesi ilan ediliyor.
Türkiye'nin sağduyu sahibi insanları ise "Gelin, Susurluk sanıklarını cezalandırarak devletin itibarını koruyun!" demekte.
E mail: livaneli@milliyet.com.tr
