Bugüne kadar Kurtuluş Savaşı ve Atatürk hakkında yazdığım yazılar, bir kitap oluşturacak hacimdedir. Atatürk'e yöneltilen saldırılara cevap veren, Atatürk ilke ve düşüncelerinin bu ülke için ne kadar yaşamsal ve vazgeçilmez olduğunu belirten yazılardır bunlar. Doğru ya da yanlış bulabilirsiniz ama benim inancım bu. Bazı okurlardan gelen mektuplar bu tavrımızı eleştirir. Atatürk'ü neden savunduğumuzu sorarlar? Zaman zaman sağ basında bu tutumumuza karşı çıkan yazılar yayınlanır. Bugün aldığım bir mektupta okurumuz, 14.11.96 tarihli yazımda Atatürk'ü savunmama, 20. yüzyılın ayakta kalan tek lideri olduğu saptamama ve "O'nu yasaların değil halkın sevgisinin koruduğu" yolundaki yargıma verip veriştiriyor. Her insan, her politikacı, her devlet kurucusu gibi Mustafa Kemal'in de karşı çıkılacak, eleştirilecek davranışları bulunabilir. Her görüşü ve davranışıyla yüzde yüz çakışmak durumunda olmayabilirsiniz. Ama burada gözden kaçırılmaması gereken nokta; bu tarihsel kişiliğin günümüze yansıyan modern ve olumlu bakışının, eleştirilebilecek yönlerine baskın çıkmasıdır.
***
Bir de işin öteki yüzü var. Bazı çevreler, bizi Atatürk aleyhtarı gösterebilme gayreti içinde. Bu görüşlerini destekleyecek bir tek yazımızı, bir tek sözümüzü bulamıyorlar ama Türkiye'de bulanık suda balık avlamak moda olduğu için kafa karışıklığı yaratmak peşindeler. Papaza kızıp oruç bozmak niyetinde olmadığımız için Atatürk ilkelerini ve bağımsızlık ruhunu savunmaya devam edeceğiz. Çünkü yüzlerce kez yazdığım gibi bu ilkeler yalnız Türkiye değil, dünya için bile ulaşılması gereken hedeflerdir. Son günlerde göz önüne serilen tarikat bataklığı manzaraları, Atatürk'ün ne kadar haklı olduğunu bir kez daha ortaya çıkarmadı mı?
NE BATICI NE DOĞUCU
Birkaç gün önce kadim dostlar Erdal Öz ve Demirtaş Ceyhun'la edebiyattan yakın tarihe uzanan bir sohbet koyulttuk. Demirtaş, Mustafa Kemal'in ille de Batıcı olarak adlandırılmasına karşı çıkıyor ve bunun karşısına Doğuculuk ideolojisinin yerleştirilmesini anlamsız buluyor. Çünkü Atatürk; Anadolucu. Batıcı, Doğucu ya da Orta Asya Türkçüsü değil. Bu topraklar üzerinde oluşmuş kültürlere ve insanlara sahip çıkıyor, Anadolu'nun bağrında yepyeni bir başlangıç yapmak istiyor. Bu yüzden Atatürk'ü Doğu - Batı kıskacında ya da ırk temelinde düşünmek yerine, daha geniş ve kapsamlı bir analiz yapmak gerekmekte.
MÜSLÜM GÜNDÜZ VE İNSAN HAKLARI
Bu konu da çok tartışıldı. Yazarlar birbirlerini suçladılar. Anlam veremedim: Bence bu ülkede polis baskınlarına medyayı davet etmek ve olayları saniyesi saniyesine kamerayla tespit etmek kötü değil tam tersine iyi bir şey. Hatta bu işin kurala bağlanması ve polisin yaptığı her baskının videoya kaydedilmesi gerekir. Böylece basılan evlerdeki delik deşik insanların nasıl öldüğü, üç yaşındaki kızının yanında kurşuna dizilen annenin nasıl can verdiği saptanmış olur. Teslim olan solcuların, intikam duygusuyla öldürüldükleri yolundaki söylentilere karşı, baskınlara video götürülmeli ve her saniye görüntülenmeli.
***
Önce Susurluk! Devletin içinde odaklanmış örgütler; devlet, ideoloji ve suç ilişkileri! Ardından Müslüm Gündüz! Tarikat, para, seks ve siyaset labirentleri! Derken Mustafa Duyar'ın teslim oluşu! Onun vereceği bilgiler doğrultusunda kimin kimi hangi amaçla kullandığının gündeme gelişi! Türkiye aydınlanıyor. Birkaç yıl önce ağza alınamayacak gerçekler televizyon ekranlarından, gazete sayfalarından gümbür gümbür duyurulmakta. Tabular yıkılıyor! Türkiye, bu kadar kiri kaldıramadığı için, kendiliğinden bir şeffaflaşma dönemine girdi. Her şeye rağmen umutluyum!
