Başbakan'ın konuşmalarında sık sık bir isim geçiyor: Ahmed-i Yesevi.
Asya'daki Türki Cumhuriyetlere yaptığı gezi boyunca dilinden düşür-mediği bu ismin çok önemli olduğunu
Çünkü Horasan kültür aydınlanma-sının büyük düşünürlerinden biri olan Ahmed-i Yesevi, müritleri yoluyla Ana-dolu'nun Türkleşmesine katkıda bu-lunmuş bir öğretmendir.
Bir şiirde "Dar-ı cec üstünde na-mazın kılan" diye tarif edilir. Efsane-ye göre Yesevi, müritlerine icazet verip de yollamadan önce bir sınav yapar-mış. Bu sınav dar-ı cec üstünde namaz kılmayı gerektirirmiş.
Arpa, buğday gibi toplanmış, yığıl-mış tahıla cec deniliyor. Bu sınavı ka-zanan Hacı Bektaş, havaya attığı ta-hılları boşlukta seccade biçiminde dur-durmuş ve üstünde namazını kılmış.
Bu sınavdan sonra da Anadolu'ya gönderilmiş.
Hacı Bektaş'ın geliş efsanesi ise eşsiz güzellikte bir mitoloji oluşturur. Bu efsa-ne Anadolu Türklüğünün kuruluş dō-nemindeki insanal, evrensel ve hoşgö-rülü felsefesini de vurgular.
Hocası Ahmed-i Yesevi'den el alan Hacı Bektaş bir güvercin kılığına girer ve Horasan'dan Anadolu'ya uçar. Günler sonra Suluca Karahöyük ta-raflarına gelir.
Orada oturmakta olan kadınlı erkek-li bir grubun üzerinden uçar. Kadınlar-dan biri "Üstümüzden bir er geçti" der.
Başlarının üstünde uçan güvercini görürler.
Bunun üzerine Karadonlu Can Baba adında birisi hemen bir şahin olur ve göğe fırlar. Güvercin yere doğ-ru kaçar alıcı kuş da arkasından dalış yapar.
Güvercin tam ele geçmek üzereyken silkinir, insan olur ve şahini boğazından yakalar.
Şahin kılığındaki Karadonlu Can Ba-ba, kendisini boğazından yakalamış olan Hacı Bektaş'a yalvarır.
"Er ere zulmeder mi hiç?" diye sorar.
Hacı Bektaş; "Ben Anadolu'ya gelmek için dünyadaki en masum yaratığın kılığına, güvercin donu-na girdim" der. "Bana zulmeden sensin."
Bunun üzerine Suluca Karahö-yük'teki grup, Hacı Bektaş'ın büyüklü-ğüne inanır ve ona bağlanırlar.
Hacı Bektaş dergahını o yörede ku-rar.
On iki havarisi vardır. Söylentiye göre altısı Müslüman, altısı Hıristiyan olan bu havariler onun, dolayısıyla hocası Ah-med-i Yesevi'nin düşüncelerini Anado-lu'ya yayarlar.
O dönemde Bizans toprağı olan Ana-dolu'nun etnik ve dini yapısı düşünülür-se, bu efsanenin ne kadar güzel ve doğru olduğu daha iyi anlaşılır.
Hacı Bektaş, Ahi Evran ve Şeyh Edibali Anadolu Türklüğünün temel ru-hunu ve bir imparatorluğa dönüşen ana felsefesini oluşturmuşlardır.
Kıtalara yayılan fetihleri yapan ve bir cihan imparatorluğuna yol açan etken, kılıç gücü değil, bu üçlünün taşıdığı kültür ve insani mesajdır.
Hacı Bektaş için yazılmış olan bir baş-ka şiir bu durumu şöyle açıklar:
"Rumelin fethinde ey gerçek veli Tahta kılıç tutar ol batın eli"
Zaten Hacı Bektaş Yeniçeri ortalarının da piridir.
Orta Asya şamanlığının kutsal tahta kı-lıcının, bir imparatorluk kurmakta kulla-nılması heyecan verici bir bağ değil mi?
Bu bağı Yesevi'lere ve Hacı Bektaş'la-ra borçluyuz.
