Boğucu karanlıkta bir nefes borusu açmaya çalışan halkın gücü, Taksim’de dalga dalga kabardı. Bu ülkenin sivilleri, gençleri, kadınları, erkekleri; gaz bulutları arasında, karşılarındaki polis ordularına direndiler. Hem de hayatlarını hiçe sayarak.Her gruptan, her futbol takımından, her kimlikten, her aidiyetten insan bir araya gelerek sabaha kadar İstanbul meydanlarını, sokaklarını “Faşizme karşı omuz omuza” haykırışlarıyla inlettiler.Bayrakları ve şarkılarıyla geldiler.Sabırları taşmıştı artık.Ağaçları savundular ama bir yandan da “Ağaçlar kalem olsa yazılmaz benim derdim” diyerek bu çılgın, denetimsiz gidişe “Dur” dediler.Çünkü hükümet; hakkını arayan emekçileri, memurları, protesto yürüyüşü yapan halkı gaz bombalarında boğuyor.Bu ülkenin değerlerini açıkça aşağılamaya cüret ediyor.Özel kolluk kuvveti (yani SS) kurmaya yelteniyor.Üçüncü köprüye, tarihte en çok Alevi kanı dökmüş olan Selim’in adını vererek ülkeyi zorla bölünmeye, kavgaya, kaosa sürüklüyor.Yanlış ve tehlikeli Suriye politikasının, durup dururken Ortadoğu mezhep savaşlarına katılmanın ceremesini masum halka çektiriyor.Reyhanlı’yı bombalayan, kimyasal silah kullanan El Nusra’ya sahip çıkıyor.Türkiye’yi bir toplama kampının “gaz odasına” çeviriyor.Doğaya, insanlığa, evrensel yasalara aldırmadan, azgın bir rant iştahıyla ülkenin her köşesini deliyor, kazıyor, çılgın projeler peşinde koşuyor.Demokrasilerdeki güçler ayrılığını ayak bağı gibi görerek mutlak bir diktatörlük kurmak istiyor.Milyonlarca insanın yaşam biçimine hakaretler savuruyor.Ve kaçınılmaz olarak “sabır taşı” çatlıyor.Ekranların utanç günüHalkın sabrı taşıyor ama bir iki namuslu kanal dışında bizim ekranlar utanç verici bir sessizliğe gömülmüş durumda.Bruce Willis bile, “Herkes bildirsin… Türkiye’de basın çalışmıyor… İnsanlar sokaklarda ölüyor? Türkiye acı çekiyor! Tweet atın lütfen…” diye haykırmak zorunda kalırken dünya basını olaylara “Türkiye Baharı” adını takarken, bu ülkenin TV’leri sessiz.Gece boyunca İstanbul ayakta ama ekranlar başını kuma gömmüş, kendi halkını görmüyor, göstermiyor.

Bu protestolar daha da yayılacak çünkü tarih bize, çaresiz bırakmaya çalıştığınız halkın çareler ürettiğini öğretir.Taksim, asla sadece Taksim değildir, bir simgedir, bir direniş anıtıdır, tarihtir.NOT: Dün akşam Samsun’da büyük kitlelerle tek yürek olarak direnişe destek verdik. Bu akşam, 50. ölüm yıldönümü dolayısıyla büyük yurtsever şairimiz Nazım Hikmet’i Moskova’da anıyoruz. Hem Nazım’ın hem de onun “Koşmaca Oynayalım Güzinciğim” diye seslendiği Güzin Dino’nun anısına saygı duruşunda bulunacağız.