Türkiye’de medya gerçeğiyle ülke gerçeği iyice birbirinden kopmuş durumda. Bazı gazeteleri açtığınız zaman, ağzından bal damlayan yabancılardan geçilmiyor. Sayfa sayfa yayınlanan, ardı arkası kesilmeyen haberlerde her gün birkaç yabancı iş adamı, Türkiye’nin nasıl cennet bir ülke olduğunu, geleceğimizin ne kadar parlak göründüğünü, bütün yatırımlarını bu ülkeye yapacaklarını söyleyip duruyorlar. Hani bir zamanların “Şiş kebap, Turkiş raki çok güzel” muhabbeti vardı ya; şimdi bunun yerini “Aslan, kaplan, dünyanın en iyi ekonomisi sizde” övgüleri aldı. Oysa benim gerçekten iş yapan, eli taşın altında olan arkadaşlarım hiç de böyle konuşmuyorlar. Türkiye’yi yi yarım saatte krize sokabilecek yabancı egemenliğinden, sıcak paradan, cari açıktan söz ediyorlar. Ben ekonomist olmadığım için bu konularda kalem oynatamam ama ülkenin durumunu ve “kırılganlıklarını” görüyorum. Pompalamaya, “Hadi iyiyiz” gayretine dayalı bir ortamda yaşadığımızı, herhangi bir ters gelişmenin bizi altüst edebileceğini seziyorum. Ama artık herkes, duymak istediği lafa kulak kabartıyor. Ötesine kulaklar tıkalı.
Geçenlerde bir İtalyan gazeteci arkadaşım; ülkelerimizin ne kadar birbirine benzediğinden dem vuruyordu. “Bizim demokrasimiz de sizinkine benziyor” diyordu. Ona dedim ki: “Roma’da ne kadar kaçak bina var?” “Hiç” dedi. “İzinsiz bir balkon düzeltmesi bile yapamazsın.” Bunun üzerine düşündüm. Yüzde yetmişi kaçak olan İstanbul’la, Roma hiç eşit olabilir mi? Bu kadar kaçağın, hukuksuzluğun, kapkaçın kol gezdiği bir ülkede demokrasi sağlam ayaklar üzerine oturabilir mi? Bakanların ve belediye başkanlarının bile kaçak bina sahibi olduğu bir ülkede hukuktan söz edilebilir mi? Orman arazisine kaçak yapılar dikmekten mahkum olmuş bir başbakanın ülkesinde, demokrasi ve hukukun üstünlüğü ne ifade eder? Haksız servet edinmekle ünlü sosyal demokrat (!) siyasetçilerin, partilerinde önemli görevlere getirildiği bir memlekette adaletten nasıl söz edilir?
Biliyoruz ki İtalya’da da yolsuzluk-hırsızlık eksik değil. Ama onlar bile “kaçak bina, kaçak elektrik” formülüne sahip değil. Gerçeği hiç olmazsa kendimizden saklamayalım: Biz bir talan ekonomisinde yaşıyoruz. Halkın çoğunluğu; kendisine kim daha fazla talan olanağı sunuyorsa, ona oy veriyor. İşte yabancı iş adamlarının hızlı kâr iştahıyla hayranlıklarını belirtmekten bıkmadıkları ve ağzımıza çalınan balların örtemediği ülke gerçekleri bunlar.
