Zinayı cezalandırma inadı muhafazakârlıkla açıklanamaz. Bu tamamen dinsel bir tutumdur. Çünkü bütün tek tanrılı dinler zinayı suç sayar ve cezalandırır. Hristiyan Avrupa’nın zinayı cezalandırma döneminden kurtulması ancak laikleşme ile mümkün olabilmiştir. Din ve devlet işlerinin birbirinden tamamen ayrılması sayesinde zina Medeni Kanun çerçevesi ile sınırlandırılmıştır. Laiklik ise, hepimizin bildiği gibi Avrupa’nın temel değeridir. Bugün Türk hükümeti, zina tartışması üzerinden bu temel değere uymayacağını ve dinsel kuralları temel aldığını ilan etmiş durumda. Avrupa ile Türkiye arasındaki bu tartışmayı, bir ayrıntı ya da kolayca aşılabilecek bir sorun sayma eğilimi yanlıştır. Eğer Türk hükümeti dinsel temel değerleri Avrupa değerlerine tercih etme tutumundan vazgeçmez ve bu konudaki iyi niyetini kanıtlamazsa, Türkiye Avrupa ile müzakerelere başlayamaz. Çünkü hükümet temel Avrupa değerlerine ters düşmüştür.

Bu gelişmelerin bazı kişileri çok şaşırttığını görüyorum. Yurt dışında ve içinde bir takım insanlar “Her şey çok iyi gidiyordu. Reformcu bir hükümete sahiptik. Ne oldu da işler bir günde tersine döndü” sorusunu soruyorlar. Oysa benim gibi düşünen insanlar açısından şaşıracak bir şey yok. AKP hükümeti belki de iki yıldır ilk kez kendi gerçeğine, tabanına ve geçmişine uygun, tutarlı bir davranış sergiliyor. Esas şaşırtıcı olan şey, Türk solundan gelen bazı aydınların ve Avrupa demokratlarının bir bölümünün, bu hükümeti “kurtarıcı” olarak görme eğilimiydi.

Şimdi hükümet iki yoldan birini tercih edecek: Ya kendi içindeki tepkileri göğüsleyerek Avrupa’nın temel değeri olan laiklik ilkesine uyduğunu gösterecek ya da din temelli bir idare şeklini yeğlediğini ortaya koyacak. Bu açıdan baktığınız zaman tartışılan şey basit bir zina değil, temel idare şekli. Eğer tahminimi soracak olursanız şöyle: Hükümet zaman kazanmaya çalışarak Türk Ceza Kanunu tasarısını ekim ayına sarkıtacak ve sonra meclisten geçen haliyle yürürlüğe sokacak. Ama bu arada bir takım cilveleşmeler seyredeceğiz elbette.