Yine havanda su dövüldü, yine Türkiye gereksiz bir tartışmanın peşinde soluk tüketti. Zinayla ilgili yazılan toplasanız kocaman bir cilt eder ama bu arada Türk Ceza Kanunu gibi hepimizi ilgilendiren, gelecek kuşaklan bile etkileyecek olan hayati bir yasa konusunda pek kalem oynatılmadı. Konuyla ilgili kuruluşlar bile tartışmaya çok geç katıldılar. İstanbul Barosu’nun Türk Ceza Kanunu tasarısıyla ilgili çalışması ancak bu hafta elimize geçti. Dolayısıyla da konu iyice tartışılmadan, irdelenmeden, incelenmeden meclis gündemine geldi.
AKP ile CHP arasında bir dayanışma kurulmuş. Ancak iki partinin mutabakata vardığı değişiklik önergeleri verilebilecekmiş. CHP’nin iktidarla bu kadar iyi geçinmesine başından beri itirazım olduğunu biliyorsunuz ama ne yazık ki sözümüzü geçiremiyoruz. CHP’ye umut bağlamış kitleler partinin iktidarla “al gülüm-ver gülüm” oyununu hüzün içinde seyrediyor. Ama elden bir şey gelmiyor.
Gelelim ortalığı karıştırdıktan sonra gündemden çekilen zina meselesine. Bunun böyle olacağı belliydi. Çünkü Avrupa Birliği’nin karşı çıkacağı ve Türkiye’de bir kesimi zıp zıp zıplatacak bir cezayı kimse kolay kolay kanuna koyamazdı. Ama AKP hem kendi tabanına mesaj vermiş oldu, hem de bir ay zina tartıştırarak Türkiye’de yapay bir gündem oluşturdu. İnsanlar ne cari açık meselesini tartıştılar ne tarımın perişan halini. Hükümet de ekimde açıklanacak komisyon raporuna kadar rahat bir nefes almış oldu.
Zinaya ceza verme tasarısının geri çekilmiş olmasının sayılamayacak kadar faydaları var: Eğer tasarı yasa haline gelseydi, bu sefer de zinanın tespiti konusunu tartışmaya başlayacaktık. Biliyorsunuz Osmanlı’da zinanın tespit edilebilmesi için dört erkek şahit gerekirdi. Hem de o zamanın tabiriyle “kılıcı kında” gören dört erkek şahit. Hadi buyurun bakalım! Sapıklar partisi yapılsa bile bulamazsınız bu şahitleri. Kim kılıç kalkan oyununu dört erkek şahit önünde oynar ki! Neyse, aziz vatanımız bu tasarının geri çekilmiş olmasıyla büyük bir badireden daha kurtulmuş oldu. Geriye ciltler dolusu yazı kaldı.
