Türk milleti nasıl otomobil kullanırsa öyle düşünür; tartışmaları aynı üslupla yapar, bu yüzden de tartışamaz. Türkiye’de tartışma yoktur ve bu gidişle de olmayacak. Çünkü trafikteki bir sürücü nasıl şerit değiştirmeye, yol kesmeye, önündeki aracı sollamaya ve önünü tıkamaya, karşıdan gelen sürücüyü korkutmaya, yıldırmaya çalışırsa, düşünce tartışmalarında da aynı üslubu kullanır. Bunun en kestirme yolu ise suçlamadır. Örnek olarak, ulusal bir tartışma konusu olan Kıbrıs’ı ele alalım. “Milli dava” dediğimiz Kıbrıs konusunda aydınlatıcı, gerçeği ortaya çıkarmaya çalışan bir tartışma yürütülüyor mu Türkiye’de? Hayır yürütülmüyor. Çünkü herkes işe birbirini suçlayarak başlıyor. Karşı kutupların birbiri hakkındaki yargılarını dikkate alacak olursanız; bu konuyu tartışan iki kesim var: Vatan hainleri ve statükocular. Meseleyi böyle sunduğunuz andan itibaren tartışma imkansız hale geliyor. Gerçek bir tartışma ayrıntılara inerek yapılır. Kıbrıs konusunda da ayrıntılara inilmeli; Annan planının sakıncalı yönleri üzerinde kılı kırk yaran değerlendirmeler yapılmalı. Ama bunu yapabilmek için önce serinkanlı, suçlamalardan arınmış, herkesin iyi niyetli olduğunu kabul eden bir ortam gerekiyor. Eğer siz daha baştan, karşı tarafa yüklenir ve “satılmış” ya da “faşist” damgası vurursanız, hangi ayrıntıya ineceksiniz, hangi ince noktayı konuşacaksınız. Karşılıklı sloganlar savurmak, tartışma falan değildir. Ama nedense bizim okur yazarımız sloganlara, suçlamalara hatta karşısındakinin ne dediğini bile anlamadan küfür etmeye pek meraklıdır. Herkes birbirini suçlar; zıtlaşmalar, öfkeler, küslükler ortaya çıkar ve sonunda alelacele tepeden inme bir kararla sorun halledilmeye çalışılır. Bu alışkanlık o kadar yerleşmiştir ki bazı insanlar sövmeden, karalamadan konuşamaz ve yazı yazamazlar. Bu yüzden de hiçbir işin derinliğine inilmez ve ortalıkta kayıkçı dalaşından geçilmez. Geçen yıl Strasburg’da Avrupa Konseyi toplantılarına gözlemci sıfatıyla katılan Kıbrıslı iktidar milletvekillerine sormuştum. “Lahey’de siz Annan planını reddetmeseydiniz Papadopoulos evet diyecek miydi.” “Hayır demeyecekti.” “Peki niye ondan önce davranıp masadan kalktınız. Bıraksanız da Rumlar bu planı reddetse daha iyi olmaz mıydı?” “Olurdu!””O zaman niye öyle davranmadınız.” “Bilmiyoruz. Denktaş Bey böyle istedi! “Galiba Kıbrıs meselesinde strateji değilse bile taktik değiştirmenin zamanı geldi. Bu ülkenin insanı olarak hepimizin amacı aynı; sadece yöntemleri konuşuyoruz. Bunu unutmayalım.
