Amerika’da devlet ve hükümet ayrımı yapmaya kalksanız bizdekinden bambaşka şeyler anlaşılır. Türkçe’deki hükümet ve devlet kelimelerinin İngilizceleri olan “government” ve “state” dediğiniz anda ortaya “devlet-hükümet” ve “eyalet” ayrımı çıkar. Yani Amerikan yönetiminde bizdeki gibi keskin bir devlet-hükümet ayrımı yoktur. Ama bizim sistemimizin özü bu ayrımdadır. Türk demokrasisinde erkler ayrılığı sisteminin iyi işlemediğini yıllardır biliyorduk. Mecliste geçirdiğim bir yıl beni bu konuda daha beter bir umutsuzluğa sürükledi. Bu sistemde özellikle yasama ve yürütmenin birbirinden ayrılması çok zor. Yasama kesinlikle yürütmenin emrinde. Mecliste çoğunluğa sahip olan hükümet, istediği her tasarıyı yasalaştırmakta güçlük çekmiyor. Dolayısıyla yasama erki yara alıyor. Yargının da zaman zaman bu etkilere kapıldığını düşündüğümüz zaman Türkiye’de kuvvetler ayrımı ilkesinin büyük ölçüde lafta kaldığı gerçeği inkâr edilemez bir hal alıyor. Buna karşılık Türkiye’de, belki de hiçbir demokraside rastlanmayacak kadar güçlü bir gelenek halinde devlet-hükümet ayrımı var.Seçim kazanan hükümetler, hiçbir zaman gücün tam sahibi olamıyorlar. Yıllar önce Yargıtay Başkanı’nın cenaze töreni dolayısıyla yargıçlar ve bürokratlar yürüyüş yaptığı zaman “Devlet hükümete karşı yürüyor!” diye manşetler atılmıştı. Durum, bugün de böyle. Devlet-hükümet ayrımının kökenini, Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluşunda aramak gerekiyor. Devlet kurucusu Mustafa Kemal Paşa ve arkadaşları o dönemde iki büyük tehlikenin genç cumhuriyet için tehdit unsuru haline gelebileceğini düşünmüşler: Bunlardan ilki hilafet rejimini geri getirme çabaları, ikincisi ise kuzeyde kurulan Bolşevik rejimi.Türkiye Cumhuriyeti’ni bu iki cereyana ebediyen kapatmak için de koruma kollama görevini, hükümet dışında kalan devlet güçlerine vermişler. Gelenek böyle oluşmuş. Menderes’ten bu yana seçimle gelen hükümetlerin, mutlak iktidar olamayışlarının yapısal nedeni bu. Yakın gelecekte Türkiye’deki devlet-hükümet ayrımının değişeceğini sanmıyorum. Kıbrıs, Kuzey Irak, eğitim, din ve laiklik gibi rejimi ilgilendiren konular, hükümetlerin yetki alanının dışına taşıyor. Bu konularda hükümetin yapacağı her zorlama, kendi ayağına ateş etmek anlamını taşıyacaktır. Bu yüzden temel rejim konularında zorlamalardan vazgeçmeleri Türkiye’yi rahatlatır. Tabii kendi tabanlarına bunu anlatabilirlerse.
