HÜKÜMET, iktidarda birkaç hafta daha kalabilmek için, ağaç gövdesi-
ne sarılmış sarmaşıklar gibi koltuğa
yapışmaya devam ede dursun, gel
biz haberi başka taraftan verelim.
Kentler, ulusal ruhumuzun ayna-
sı!
Kentler, bir ülkenin kafasının karı-
şık mı, düzenli mi çalıştığını göste-
ren en önemli vitrin!
Bir kenti uçaktan gördüğünüz za-
man, o ülkenin yönetim biçimi, in-
san ve üretim ilişkileri hakkında ya-
nılmaz kararlara varabiliyorsunuz.
***
BU gözle İstanbul'u seyrettiğiniz-
de hem bu güzelim kente, hem de
kendimize yaptığımız kötülük, çirkin
bir leş gibi sırıtmakta!
Kentimize ve kendimize yaptığımız kötü-
lük, içimizdeki barbarlığı, düzen tanımazlığı,
rant hırslarını ortaya çıkarmakta.
TEM yolundan geçerken, Boğaziçi'nde
karşı kıyıları seyrederken, para hırsıyla gözü
dönmüş, yaşamında hiçbir estetik değer ya
da güzellik tutkusu kalmamış, kapı önünde
hayvanları boğazlayıp yemeyi ve çok rakı iç-
meyi marifet sayan, çevresindeki herkesi kı-
rıp geçirmeyi yaşam mücadelesi olarak gö-
ren insanların korkunç trajedisine tanık olu-
yorsunuz.
Birkaç kat tuğlayı üst üste yığıp, üzerinde
geleceğe dönük rant beklentilerini de filiz-
lendirmeyi ihmal etmeyen, demir çubuklu
barbar yapılar gözünüzü, ruhunuzu, aklınızı
hırpalıyor, sağduyunuzu tecavüz ediyor.
Eğer böyle bir kentte sağlıklı ilişkiler kuru-
lablir, incelmiş sanat yapıtları yaratılabilir
ve eğitimli insanlar yetiştirilebilirse o za-
man, büyük mimarlara, insanın içini kamaş-
tıran yapılara ne gerek vardı?
Neden Sinan gibi, Mahmut Ağa gibi dahi-
ler İstanbul'u bir açık hava sergisine dönüş-
türmeyi denediler?
Neden Floransa'dan Barselona'ya, Pa-
ris'e, Londra'ya kadar insanlar,
mimari estetiğe bu kadar önem
verdiler?
***
GELMİŞ geçmiş belediye baş-
kanlarının bu çirkinlikteki payı ne
kadardır bilemem ama şimdi bu
iş nasıl düzeltilir, işin neresinden
tutulur diye düşündüğümüzde
karşımıza koskoca bir imkansızlık
duvarı çıkıyor.
Artık bu yapıları, bu mahalleleri
kimse yok edemez!
Bunlarla yaşamaya mecburuz.
Ve ne yazık ki İstanbul gitti gi-
der!
Güdül'ü İstanbul'a benzetmek-
le yükümlü kuşaklar, tam tersini
yaparak İstanbul'u Güdül kasabasına çevir-
meyi başardı.
***
HİÇ olmazsa diyorum "sarmaşık çözü-
mü"nü denesek.
Belediyeler bütün kaçak yapılara sarma-
şık zorunluluğu getirse.
Ne maliyeti var, ne de eziyeti.
Her yerde rastlanan sarmaşıklardan ke-
silmiş bir kaç kök, evin duvar diplerine diki-
liverecek.
Hepsi bu kadar.
İstanbul'un cömert tabiatı bu evleri sar-
maşıkla kapladığı zaman ortaya çıkacak gü-
zelliği düşünebiliyor musunuz!
Yemyeşil, pırıl pırıl, doğaya karışmış evler!
Şehirlerin kusmuğu gibi duran sıvasız bar-
barlıktan daha iyi değil mi?
Sarmaşık, solucan ve böcek yapar diyen-
lere de bir sözümüz var: Amerika'da milyon-
larca ev sarmaşıkla kaplıdır. Fransa'da da
öyle!
Keşke birtakım örgütler ve toplum öncü-
leri çıksa da bir sarmaşık kampanyası baş-
latsa!
İstanbul'un görünümünü sihirli değnek gi-
bi değiştirecek olan çözüm bu!
