Alvin Toffler daha 1960'larda, en önemli sermayenin "Bilgi" olduğunu belirtmişti.
Bilgi herşeyin önündeydi ve gerçek iktidar "Bilgiye bağlıydı.
Bazı çevrelerin bugün bile anlamakta güçlük çektiği bu kavramı, yıllar önce hayata geçiren bir arkadaşım var.
Daha Türkiye'de "Kamuoyu araştırması"nın duyulmadığı dönemlerde, Bülent Tanla bilgiyle uğraşan bir firma kurmuştu.
İlk başta ne iş yaptığı bile anlaşılamayan bu kuruluş, PIAR adıyla tanındı, büyüdü ve Türk kamuoyunun vazgeçilmez bilgi odaklarından birisi haline geldi.
Bir anlamda "Bilgi ve düşünce üretim merkezi" olan bu kuruluşta, her ay sohbet toplantıları düzenleniyor.
Benim de katıldığım bu söyleşilerde Türkiye'nin seçkin bilim adamları, önemli hariciyeciler ve düşünürler dünyayı ve Türkiye'yi konuşuyorlar.
Bu toplantılarda söylenilen her cümleyi duyabilmenizi isterdim.
Aylar geçtikçe kimi doğrulanan, kimi de unutan bu düşünce salvoları dünyayı ve Türkiye'yi beyinsel bir mikroskop altına alıyor.
Korkusuz, önyargısız ve kaprissiz bir konuşma düzeni bu.
XXX
Dün gene dostum Bülent Tanla'yla konuşuyorduk.
İçinde bulunduğumuz kargaşanın artık iki kutuplu bir dünyada yaşamamaktan kaynaklandığını söyledi.
Bütün kurumlar, iki kutuplu bir dünyaya göre kurulmuştu.
Mesela, Varşova Paktı ortadan kalkınca NATO da sıkıntıya düşmüştü. Çünkü her şey zıddıyla varolabilirdi.
Bu, beni Türkiye'deki kurumları düşünmeye götürdü.
Siyasi partilerde, düşünce dünyamızda ve entelektüel yaşamımızda başgösteren bunalımların çoğu da buna dayanmıyor muydu?
Sağ ve sol partiler kendi içinde geçişler yaşamıyor muydu?
Bütün kurumların varlık nedenleri ve dünyaya karşı konumları sarsılmıştı.
Ve tek kutup haline gelen Amerika'nın da bu durumu belli maskeler altında saklaması gerekiyordu.
XXX
Tam bu sırada Time dergisinin yeni sayısı geldi.
Son sayfada bir deneme yayınlayan yorumcu Walter Isaacson, Amerikalılar'ın, ulusal çıkarlarını korurken, buna bir ahlaki kılıf bulmak alışkanlığında olduklarını yazıyordu.
Bu yüzden Somali çıkartmasının, "Belki de Haçlılar'dan bu yana ahlaki sebeplere dayanan ilk işgal" olduğu iddiasına yer veriyordu.
Amerika her ulus gibi ulusal çıkarlarını gözetiyordu ama Amerikan dış politikasının ahlaki değerlere dayandığı izlenimini de yaymaktaydı.
Isaacson'a göre bu durum Amerika'nın idealizmle, realizmi elele yürütüşünün bir simgesi olabilirdi.
Amerika'nın en önemli dergisinde yayınlanan bu yorumu, Türkiye'deki bazı Amerikancıların duymasında yarar yok mu sizce?
