Böyle buyurmuş hükümet: Televizyon spikerlerine sertifika verilecekmiş. Türkçeyi korumak için yapılacakmış İş daha baştan tökezliyor. Bu üç kelimenin tümü de yabancı kökenli, hiçbiri Türkçe değil. Tele - vizyon, speaker ve certificate sözcüklerinin bize uyarlanmış halleri bunlar. Yabancı sözcüklere dayanarak isim verdiğiniz bir yeterlik belgesini, neye ve hangi Türkçe kuralına göre düzenleyeceksiniz ki?
***
Türkçe, bizim anadilimiz; dolayısıyla da anayurdumuz. Yaşayan dil, yazarların, şairlerin kalemlerinde gelişir, serpilir, boy atar ve değişir. Bir dili tüzüklerle yönetmek olanaksızdır. Devlet her zaman olduğu gibi Ankara'dan bakarak, ülkenin canlı ve kıpır kıpır yaşamını emirlerle yönetebileceğini düşünüyor. Çünkü içlerinde kültür adamı az. (Hemen hemen yok gibi!) Dilin nasıl bir kültür taşıyıcısı olduğunu ve bir nehir gibi, sürekli akan bir değişim macerası içinde oluştuğunu bilmiyorlar.
***
Halk, bir kavramı en iyi ifade eden kelimeyi yakalamaya çalışır. Kavram yoksa, kelime de yoktur. Dilimize son yıllarda giren kelimelere bakın: Software, hard - disc, mouse, windows, internet, CD rom, modem vs. Bunların hepsi, bilgisayar deyimleri. Bilgisayarı icat eden ve geliştiren kültür, ister istemez kelimelerini de ihraç ediyor.
***
Aslında biz ne yazık ki teknik ve felsefi deyimler konusunda, yabancı dillere sonuna kadar açık bir dile sahibiz. Bir kelimenin, o dil ve kültür içinde çeşitli çağrışımları, akrabalıkları ve referansları vardır. Bunları sıyırıp atarak, yeni bir sözcük yaratamazsınız. Her sözcük, felsefe ve bilim tarihiyle birlikte, bir kültürel geçmişi yansıtır. Örnek olarak televizyon kelimesini alalım: Milyonlarca kişi televizyon dediğinde bir aleti algılıyor ama onun çağrışımlarını bilmiyor. Sözcüğü açacak olursak taa Homeros'a, yani televizyon çağının binlerce yıl öncesine kadar gider. Yunancada tele uzak demektir. Telemakhos ismi buradan gelir. (Bize Telemak'ın Maceraları diye çevrilen ünlü romandaki ad) Bu yüzden Yunanlılar televizyon'a, uzaktan görülen anlamında tele-orasi derler. Tele-fon, tele-komünikasyon, tele-pati gibi birçok kelime buradan türemiştir. Gelelim vizyon'a: Bildiğiniz gibi vizyon görüş demek. Kameradan baktığınız küçük pencereye vizor, görmekle ilgili şeylere vizüel denmesi bu yüzden. İki sözcük yan yana gelip televizyon kavramını oluşturmuş. Şimdi siz bunu uz-görüm, uzaktan-görüş falan gibi sözcüklerle Türkçeleştirebilirsiniz ama tutmaz, sahte olur. Çünkü bu teknolojik aygıtın altında binlerce yılın kültürü ve felsefesi vardır. Gerçi Almanlar televizyonu, Fern-sehen olarak kelimesi kelimesine çevirerek almış ve bütün teknik kavramları çevirme yolunu seçmiştir ama unutulmamalı ki ortada bir Alman felsefesi ve felsefe lisanı vardır. Kavramlar yerli yerine oturmuştur. Buna rağmen Almancadaki bu tip çeviriler çiğ kaçar.
***
Sözün kısası şu: Eğer yabancı kültürler, teknolojisiyle, felsefesiyle ve yaşam biçimiyle etki yapıyorsa, sözcüklerinin de girmesi kaçınılmazdır. Bu yazının yayınlandığı "gazete" de Türkçe değil! Hele medya'yı hiç sormayın. "Gazetemizin ofset tekniğiyle basıldığı tesisler" diye bir şeyler söyleseniz içindeki tek Türkçe kelime "basılmak" olur. Otobüs, metro, tramvay, elektrik, ampul, sinema, film, aktör, asansör, doktor, röntgen, bulvar, restoran gibi binlerce Batılı sözcük, iliklerimize işlemiş. Bunlar olmadan konuşamayız. Doğu kültürlerinden aldıklarımızı saymıyorum. Onları da katarsanız köken olarak Türkçe kelime sayısı iyice azınlıkta kalır. Bu yüzden, dili eğip bükmeden, zorlamadan ve hangi kökenden gelirse gelsin hiçbir sözcüğü atmadan, Türkçeyi zenginleştirmek en doğru yol. Batı dillerinde de değişik kökenlerden alınma binlerce sözcük vardır. Kimse de bundan gocunmaz. Yazdığınız kelime sayısının artması, bir kavramın birden çok karşılığının bulunması bir dili zengin ve dökümlü kılar.
